
Yüksek Lisans (YL)
Yüksek lisans, bir lisans öğretimine dayalı, eğitim - öğretim ve araştırmanın sonuçlarını ortaya koymayı amaçlayan bir yükseköğretim şeklinde tanımlanmaktadır. Yüksek lisansın birçok çeşidi vardır: Tezli veya tezsiz, örgün veya ikinci öğretim veya uzaktan öğretim. Bu kavramları açıklayalım.
Öncelikle tezli ve tezsiz yüksek lisans farkına değineyim. İsimlerinden de belli olduğu gibi tezli yüksek lisansta tez yazılması zorunludur. Diğer yandan tezsiz yüksek lisansta öğrenciler tezden daha hafif olan proje ödevi ile mezun olurlar. Tezli YL iki dönem ders, iki dönem de tez olmak üzere toplamda 4 dönem ve 2 senede ideal olarak biter. Tezsiz YL ise sadece ders dönemlerinden oluşur ve toplamda 2 ya da 3 dönemde ideal olarak biter. Yüksek lisans için, tezli ya da tezsiz olsun fark etmez, toplamda en az 10 ders alınmalıdır ve 3 yıl içerisinde bitirilmelidir. 3 yıl içerisinde yüksek lisansını tamamlayamayan adayların yüksek lisansla ilişiği son YÖK kararı doğrultusunda kesilir.
Tezli YL kabul için ALES ve dil puanı zorunluluğu vardır. Diğer yandan tezsiz YL için ALES ve dil puanı zorunluğu yoktur. Tezli YL kadroları genelde birkaç adet olurken, tezsiz YL kadroları daha çok olmaktadır (bunun nedenine birazdan değineceğim). Tezli YL YÖK'ün katkı payı kararı doğrultusunda öğrencilerden para alınmamaktadır. Kişi aynı anda sadece tek bir YL programında kayıtlı ise herhangi bir katkı payı ödemez. Diğer yandan tezsiz YL programları ücretli olmaktadır. Ücretleri devlet üniversitelerinde 5.000 tl civarında iken, özel üniversitelerde toplamda 50.000 tl düzeyine kadar çıkabilmektedir. Tezli YL sonrası aynı alanda doktoraya devam edilebilirken, tezsiz YL sonrası doktoraya devam edebilme YÖK'ün birkaç yıl önce aldığı kararla kaldırılmıştır. Örneğin, sosyoloji dalında tezsiz YL yaptıysanız sosyoloji doktorasına ya da işletmede tezsiz YL olan MBA (master of business administration) yaptıysanız işletme doktorasına bu karar değişmediği sürece başlayamazsınız.
Tezli YL amacı akademik ilerleme olduğu için tezli YL kadroları birkaç adetle sınırlı kalmaktadır. Diğer yandan bir alanda eğitim ve nosyon kazanmak isteyenlerin sayısı daha çok olacağı için tezsiz YL kadroları en az 5 - 10 olmakla birlikte 40 - 50 gibi sayılara bile ulaşabilmektedir. Bundan dolayı akademik ilerleme düşünmeyenlerin tezsiz YL programlarına başvurmaları ve akademik olarak ilerlemek isteyenlerin kadrolarını doldurmamaları yerinde olacaktır.
Yüksek lisans sonrası, tezli veya tezsiz fark etmez, kişiler M.Sc. (master of science) veya bilim uzmanlığı derecesi kazanırlar. Bazı dalların kendine özgü isimleri vardır. Tıpkı MBA (master of business administration), MHA (master of health administration) ya da MPH (master of public health) örneklerinde olduğu gibi.
Doktora
Doktora ise beş yıldan kısa süre lisans eğitimi alanların yüksek lisanstan sonra, beş sene ve üzeri eğitim alanların (tıp, veterinerlik, dişçilik ve eczacılık) kendi alanlarında yüksek lisansa gerek olmadan kabul edildiği, ders ve tez döneminden oluşan, yaklaşık 4 sene süren eğitim olarak tanımlanmaktadır. Doktorayı bitirenler PhD (doctor of philosophy) veya bilim doktoru unvanı alırlar.
Doktora ideal olarak 4 dönem ders, 4 dönem tez dönemi olmak üzere 8 dönem ve 4 sene sürer. YÖK'ün yakın zamanda aldığı karara göre 6 sene içerisinde kayıt oldukları doktora programlarını ve 3 yıl içerisinde yüksek lisans programını bitiremeyenlerin programla ilişikleri kesilir. Daha öncesinde yüksek lisans ve doktora programlarına kayıtlı olanları için bu süre 2016 Nisan ayından hesaplanır. Yani halihazırda 2016 Nisan öncesi YL ve doktoraya kayıtlı olanların, ne zamandır devam ettiklerine bakılmaksızın, sırasında 3 ve 6 seneleri Nisans 2016 itibariyle başlatılıyor.
Doktora programlarında YL programlarında olduğu gibi ayrımlar yoktur. Tük doktora programlarında örgün öğretim olarak hafta içlerinde ve mesai saatlerinde dersler işlenir ve tez yazmak zorunludur. Doktoranın amacı bir alanda akademik olarak bilimsel araştırma ve ders verme yetkinliğine erişmektir. Akademik eğitim sürecinin son noktasıdır. Doktora sonrası kişiler "artık ders verebilir" konumuna gelebilmektedir.
Doktoraya özgü süreçlerden birisi de yeterlilik sınavıdır. 2 yıl 4 dönemde ideal olarak ders dönemini tamamlayan doktora öğrencileri tez dönemine geçebilmek için alanlarında yeterlilik sınavını vermek zorundadırlar. Yeterlilik sınavında, kişinin aldığı ya da alamadığı derslere bakılmaksınız, alanından her konuyla alakalı soru sorulabilir. Yeterlilik sınavını geçen doktora öğrencisi alanında yeterli bilgiyle donanmış olarak kabul edilir.
Doktora tezinin yüksek lisans tezine göre daha ileri, daha komplike ve daha kapsamlı olması beklenir. Doktora tezinde amaç literatüre yeni bir şey katmaktır. Literatürü tekrar eden tezler zayıf olarak kabul edilir. Tez savunmasını yapan kişi doktorasını almaya hak kazanır. Doktoranın tıpta uzmanlıkta bu noktada bir farkı vardır. Tıpta uzmanlık süreci başlanılan zamandan tam olarak eğitim süresi sonunda bitmek durumundadır. Uzmanlık 3 4 ya da 5 sene ise başlanılan zamandan bu süre zarfı sonra uzmanlık tez ve yeterlilik sınavı ile biter. Doktorada ise zorunlu bir bitirme süresi 6 yıl haricinde yoktur. Kişi derslerini aldığı, yeterlilik sınavını verdiği ve tez savunmasını yaparak tezini bitirdiği anda doktorası biter. Bu süreç 3 yıla kadar indirilebilir. Tez savunması yapılıp akademik jüriden kabul alındığı anda kişi doktora derecesine kavuşur.
Doktora yapıldığı alanla alakalı bilimsel, akademik ve araştırma sürecidir. Doktora yapanlar alanlarında istekli ve adanmış kişilerdir / kişiler olmalılardır. Bazı tıp doktorları askerlik görevinden kaçmak adına doktoraya başlamakta; isteklilik ve adanmışlıktan uzak bir şekilde doktora programında yer kaplamaktadırlar. Ülkemizde askerlik görevinin zorunluluğu ve biz tıp doktorlarına kısa dönem hizmetin bile olmayışı tıp doktorlarını bu çözüme itmektedir. Bu yönden kısmen bu hareket anlaşılabilir. Yine mümkünse yapılmaması en iyisidir. Çünkü öğretim üyeleri doktoraya öğrenci kabul ederken mümkün oldukça istekli ve adanmış adayları seçme, askerlik ve sırf akademik titr için başvuranları eleme gayretindedir.
Dikkat edilmesi gereken birkaç husus (Do ve Don't kısmı)

Naçizane tavsiyem, bir alanda akademik olarak ilerlemek amacında değilseniz tezli YL yapmayın. Çünkü tezli YL akademik ilerleme içindir. Amacınız akademik ilerleme değil de, alanda eğitim almak ve nosyon kazanmak ise tezsiz YL yapın. Akademik ilerleme amacında olmamanıza rağmen kabul alacağınız tezli YL akademik ilerleme amacında olan başka birisini engelleyecektir. Çünkü tezli YL kadroları genelde birkaç adetle sınırlı iken, tezsiz YL kadroları 40 - 50 adete kadar çıkabilmektedir, genelde en az 5 - 10 adet olmaktadır.
Yakınlarda çıkan bir YÖK kararı ile aynı anda birden fazla tezli YL, doktora veya aynı anda hem doktora hem YL yapılması yasaklanmıştır. Kişi aynı anda ya bir tezli YL ya da doktora yapabilir. Diğer yandan bu programların yanında tezsiz YL programlarına kayıt olunmasında bir sakınca görülmemiştir. Yani kişi aynı anda en fazla tezli ve tezsiz YL programını ya da doktora ve tezsiz YL programını götürebilir. Ayrıca istediği kadar tezsiz YL programına kayıtlı olabilir.
Gerek yüksek lisans gerek ise doktora dereceleri alanda eğitim, nosyon kazanma, araştırma ve bilimsel derecelerdir. Bazı tıp doktorları sırf PhD ya da M.Sc. gibi dereceler adına programlara başlamaktadırlar. Çok acıdır ki, bunun için en kolay derece getiren programlar araştırılmaktadır. Oysa ki, yüksek lisans ya da doktoraya başlarken kolaylık ya da zorluk değil, kişisel ilgi ve merak ön plana çıkmalıdır. Kişi tutkulu olduğu ve mümkünse bir ömür kafa yormak istediği alanda yüksek lisans ya da doktora yapmalıdır. Sırf derece için en aç eforla doktora veren (bazı yerlerde anatomi, bazı yerlerde ise tıp tarihi ve etik) bölümler ve buralara kaydolan doktora öğrencileri doktoranın ruhunu anlayamamış, bir ömür de o felsefeye ulaşamayacak kişilerdir.
Sonuç
Tıp öğrencileri ve tıp doktorları arasında en çok bilinen akademik süreç tıpta uzmanlık eğitimidir. Bunun yanında birçok yüksek lisans ve doktora eğitimleri bulunmaktadır. Tıp öğrencilerinin ve tıp doktorlarının kariyerlerini daha iyi planlayabilmeleri için mümkünse daha tıp fakültesi sıralarından itibaren yüksek lisans ve doktora gibi akademik imkanları da bilmeleri gerekmektedir. Böylece herkes kariyerini daha bütüncül, kesin ve ayrıntılı şekilde planlayabilir.
Hayat tıp doktorları için bir öğrenme maratonudur. Bu süreçler de bu maratonun ayrı bölümlerini oluşturmaktadır. Kariyerinizi ve eğitimsel süreçlerinizi daha iyi planlama noktasında başarılar dilerim.
blogunuzu yeni keşfettim. 4. sınıf tıp öğrencisi olarak özellikle doktora konusunda doyurucu bir cevap alamıyordum çevremden. müstefid oldum. teşekkürler.
YanıtlaSilMErhabalar.
SilBu blogun amacı ve çıkış noktası da budur zaten.
Amacına ulaştıysa ne mutlu.
Başarılar dilerim hayatınızda.
Merhaba,kardiyoloji uzmanıyım. Akademisyenlik yolunda ilerlemeye niyetlendim. Bu arada bloqunuza rastlamak bir şans oldu benim için farmakoloji doktorası yapmaya karar verdim. Ancak para kazanma için ek iş ve eş durumu tayini gibi durumlarda kafam karışık. (Eşim de kardiyolog bu arada) Bi yönlendirmeniz olur mu acaba
YanıtlaSilMerhabalar.
SilÖncelikle hayırlı olsun.
Doktora bir kendini geliştirme yoludur, gönül yoludur.
Her üniversitenin her bölümü bir doktora düzeni oluşturmuştur. Bazısı doktora öğrencilerini haftanın bir ya da birkaç gününü ayırmasını isterken bazı bölümler doktora öğrencilerini haftanın her günü istemektedirler. O zaman ilk yapmanız gereken doktora yapabileceğiniz üniversiteleri gözünüze kestirmek ve bölümün öğretim üyeleri ile doktora şartlarını konuşmaktır. Haftanın bir ya da birkaç gününü ayırmanız gereken doktora için uzman olarak çalışırken diğer yandan doktoranızı yapabilirsiniz.
Eğer tam zamanlı bu işe zaman ayırmak istiyorsanız özel sektörde nöbetlerle geçiminizi sağlayarak tam zamanlı olarak da doktora yapabilirsiniz.
Doktora yapıyor olmanız mecburi hizmetinize ya da eş durumu tayininize bir etkisi yoktur. Bu ayarlamaları doktoradan alakasız olarak yapmanız gerekir.
Aklınızda olan soruları daha açık bir şekilde bundan sonra da yazabilirsiniz. Beraberce çözüm bulmaya çalışırız.
Umarım gelecek hayatınızda başarılı olursunuz.
Kolaylıklar.
Cevabınız için çok teşekkür ederim. Bu konuda akıl danışmak istediğim kimselerin bu konuda pek bir fikri yok. Yabancı oldukları bir konu oldugunu söyleyip klasik akademisyenlik basamaklarının daha mantıklı oldugunu dile getiriyorlar. Bir üniversiteye bir iki yayınla girip sonrasının bir şekilde yavaş yavaş geleceği yönünde tavsiyeler duyuyorum. Ben mi çok hayal perestim acaba bilemiyorum. Klinisyenlik sırasında araştırmacılık yönünün gelişmesi biraz zor. Çünkü yürümesi gereken angarya işler var ve çömez olarak bu işlerin altına elini sokmak zorundasın. Ne ara çalışma yapacaksın . yapsan bile ne kadar nitelikli olacak. Bir iki kıytırık konu üzerinde tekrar niteliğindeki araştırmalar olacak belki ama bana ve bilime ne katacak... Oysa bir temel bilimler tezgahından geçtiğinde daha mantıklı hipotezler üretebilen neyi nasıl araştıracağını bilen biri haline gelir insan diye zannediyorum...
SilDoktora alanı için kararsızım farmakoloji dedim ama şimdi karşıma bir iki üniversitede yapılabilecek hücresel ve moleküler tıp alanı çıktı. Bu biraz daha ilgimi çekti. Bu alanın kardiyoloji alanında getirileri olur mu ve özel üniversitelerde doktora yapmanın avantajları dezavantajlarını sorsam size?
Tekrar merhabalar.
SilHerkesi dinleyip fikirleri alıp en son kararı vermek sizin elinizde. En son kararı da siz vermelisiniz zaten. Bence yolunuzu çizin ve kimseye aldırmadan yolunuzda devam edin. Dünyadaki tüm başarı örneklerinin başı benim gördüğüm kadarıyla böyle başlıyor. Kararlılık ve sebat etme.
Bazı üniversite hocaları, tabi dediğiniz gibi DOÇENT olduktan sonra, temel bilimlerde doktoraya başlayıp aynı zamanda BİLİM DOKTORU yani PhD unvanı alma yoluna gidiyorlar. Üniversitelerin kralları sonuçta Profesör ve Doçentler. Kendi çalışma zamanlarını ayırarak doktora derslerine gidebiliyorlar. Üniversite hocası olarak temel bilimlerde doktoraya başlayınca tabi doktora hocaları daha çok kolaylık gösteriyor.
Bence şuna karar vermeniz gerekir: Öncelikle Kardiyolog olup sonrasında mı Farmakoloji ya da Moleküler Tıp ve Genetik ile kendinizi mi geliştireceksiniz? ya da bu alanlarda doktora yapıp kardiyolojiyi bir kenara koyup bu alanlardan mı ilerleyeceksiniz? ilki ise Kardiyoloji açısından sürece katlanıp, gerekli yerlerde sıkıntıları sineye çekip kardiyolojide hoca olup doktora programlarına gitmenizi öneririm. İkincisi ise kardiyoloji ile nöbet tutarak esnek çalışarak bir şekilde doktora programlarına gitmenizi öneririm.
Bir de bir tespitim bence mükemmeliyetçi bir karaktere sahipsiniz. Her şey mükemmel olsun istiyorsunuz. Ama maalesef ülkemiz bunu kaldıracak durumda değil. Maalesef ilk planda elinizde olan imkanlarla vasat da olsa araştırma yapmanız gerekiyor. Akşamlarınızdan hafta sonlarınızdan fedakarlık yapıp çalışmanız gerekiyor. Bu zamanlarda olduğu kadarıyla bir şeyler ortaya koymanız gerekiyor. Ancak PROFESÖR olduğunuzda tamamen istediğiniz alanda ve şekilde çalışma imkanına sahip olursunuz.
Dal olarak bütün doktora dalları ve temel bilimler güzeldir. Önemli olan sizin alanınızda hangi dalda araştırmaya yoğunlaşmak istediğinizdir. Örneğin, kardiyolojide terapötik alana yoğunlaşacaksanız Farmakoloji olabilir. Hastalıkların genetik tabanına yoğunlaşacaksanız Moleküler Biyoloji ve Genetik olabilir. Bence fizyoloji doktorası bile olabilir kardiyovasküler fizyolojiye odaklanmak adına.
Bence özel veya devlet üniversitelerinden ziyade bölümün kalitesi ve sizin doktoraya gelebilmeniz adına esnek olması önemli. Sizi tatmin ediyorsa, akademik ihtiyaçlarınızı karşılıyorsa özel veya devlet üniversitesi farkı yok. İkisi de olabilir.
Bence en yakın zamanda akademik yolunuzu çizmeli ve bu yolda yürümeye başlamalısınız. Karar verirken SWOT analizi yapabilirsiniz. Karar verdikten sonra kararınızın getirdiği olumlu yönlerle mutlu ve tatmin olmanız, olumsuz yönlere de dayanıp göğüs germeniz gerekir. Dikensiz gül olmuyor maaleseef.
Umarım en yakın zamanda karar verir ve yolunuzda yürümeye başlarsınız.
Başarılar dilerim.
Merhabalar benim gibi tıp fakültesi öğrencilerine yol gösterdiğiniz için teşekkürler.
YanıtlaSilBen şimdilerde neredeyse kesin olarak gözümü karartıp fakülte sonrasında yoluma uzmanlıkla değil de *yurtdışında* PhDyle devam etmeye karar verdim.
Ama bu beni oldukça korkutuyor bilinmeyenin korkusu... Çünkü tahmin edeceksiniz ki çevremdeki herkesin ana konusu TUS dershaneleri/hazırlanmaları. Hal böyleyken TUS dershanesine yazılma zamanı geldiğinde ne yapacağımı bilmiyorum, girdiğim yoldan pişman olursam/kabul edilmezsem/sonrasında iş bulamazsam ne olur diye korkuyorum. Fakat istediğimin bu olduğuna eminim.
Yurtdışında yapılan PhDlerde scholarshipler var diye biliyorum. Bu gerçekten böyle mi doktorluk icra etmediğim için PhD sırasında ve sonrasında parasal sıkıntı çeker miyim? Bunlarla ilgili önerileriniz bildikleriniz varsa duymak isterim.
(Not: öğrenciyken yapılmak üzere yurtdışında staj başvurularına başladım/bir tatilde de yurtiçinde staj yaptım)
Merhabalar.
SilSevdiğiniz istediğiniz şeyin peşinden gitmeniz gerçekten çok güzel. Şu dünyada en güzel şey sevdiğiniz işi sevdiğiniz yerde yapmanız ve mutlu olmanız. 10 yıllardır bulunduğum tıp hayatında mutluluğun en önemli şey olduğunu gördüm. TUS veya TUS birinciliği hikaye. İnsanlar TUS aracılığıyla yarıştırılıyor ve moda bölümlerin peşinden koşmaları sağlanıyor. Herkes bir rüzgarın önünde seyreden yaprak parçası gibi moda neyse onun peşinden gidiyor. Siz ise durdunuz ve düşündünüz: Kendinizi, önceliklerinizi, karakterinizi ve yapmak istediklerinizi,... ve sonunda bu yola karar verdiyseniz dönmeyin. Sonuna kadar gidin. Dr. Aziz Sancar örneğini iyi inceleyin.
Muhakkak yolunuzda bilinmeyenler olacak. Belki de bu yolu siz açacaksınız. Nasıl ben Türkiye'de bunu yaptıysam ve bu blogu kurduysam, siz de bunu belki de yurtdışı yolunda yapacak, blog ya da başka bir bilgilendirme platformu kuracak ve insanlara faydalı olacak yol göstereceksiniz. Bunun için azim ve kararlılık gerekmektedir. Öğrenci iken yapmanız gereken İngilizce'ye yüklenmek, bahsettiğniz gibi stajlara katılmak ve çok iyi ve sürekli olarak imkanları araştırmak.
Süreç sonrası merak etmeyin işsiz kalmazsınız. Türkiye'ye döner zaten mecburi hizmete gidebilirsiniz. Ortalama bir bölümü 6 aylık bir çalışma ile TUS çalışarak kazanabilirsiniz. İşsizlik korkusu olmayan tek meslek doktorluktur.
Yurtdışında bahsettiğiniz gibi birçok scholarship yani burs bulunmaktadır. Önce doktora programına kabul alıyorsunuz, sonra zaten bölüm sizi burslara yönlendiriyor. Bu burslar sizin hayatınızı tam idame edeceğiniz düzeyde belirleniyor. Yaşamsal ihtiyacını karşılayacak ve sonrası her anınızı doktora ile geçirebileceğiniz düzeyde. Başka bir şeye yer yok. Aslında olması gereken bu. Fazla para da insanı dersten ve çalışmaktan alıkoyuyor. Bu paraya kanaat ederseniz yeterli bir para, geçim sıkıntısı çekmezsiniz. Doktora bittikten sonra ise prestijli bir üniversitede kalır ve yan proje ve araştırmalardan iyi para kazanabilirsiniz. Tabi sabretmeniz lazım.
Bu yola girerseniz en fazla birkaç yıl kaybedersiniz. Ama bunun yanında çok iyi bir İngilizce ve birçok yurtdışı kaliteli yayın kazanırsınız. Diyelim ki bunlarla Türkiye'ye geri dönüp TUS kazandınız. Bu İngilizce ve yayınlarla olduğunuz bölümün en popüler ve çalışılmak istenen Asistanı olursunuz. Her halükarda kayıp az kazanç çok. Gençken ve bekarken denemeye 1000 defa değer.
Yolunuz açık olsun. Yardımcı olabileceğim bir husus varsa her zaman yazınız. Başarılar.
Açıklamalarınız gerçekten ufkumu açtı çok teşekkürler.Birkaç tane de sorum olacak tus ile tıpta uzmanlık eğitimine başladıktan sonra aynı zamanda branşımızda bize yardımcı olacak bir doktora eğitimine de başvurabiliyor muyuz eğer başvurursak ne gibi zorluklar yaşayabiliriz
YanıtlaSilMerhabalar.
SilDediğiniz hususta yakın zamana kadar bir boşluk bulunmaktaydı. İşini yürütenler ikisini bir arada yapabiliyordu. Yakın zamanda bu hususa bazı şartlar getirildi. Şartlar şu:
Uzmanlık ya da doktora yaparken bir diğerine başlayabilmek için Anabilim dalı başkanı ve doktorada sorumlu öğretim üyenizin izni gerekmekte artık. Bu izinleri aldıktan sonra ve çalışma saatlerinizin derslerinizin saatlerini ayarladıktan sonra aynı anda hem doktora hem de uzmanlık yapabilirsiniz.
Bu işin zorlukları baya çok. Zorluklarda şunlar:
Öncelikle dahili ya da cerrahi bir branşta asistan iseniz bölüm başkanı doktoraya başlamanıza çok zor izin verir ya da vermez. Zaten bölümünüz çok yoğun olacağı için bir de doktoraya göndermez. Ama yine de denenebilir. İmkansız değil. Birçok bölüm başkanı asistanlıkta asistanı zorlama ve tüm zamanını doldurmak zorunda olduğunu düşündüğü için doktoraya gitmeniz izin vermek istemez.
Diğer bir husus saatler. Doktora dersleri örgün eğitim olarak hafta içi gün içinde olmaktadır. Yani asistan olarak çalıştığınız saatlerde. Dersleri öğlen aralarına sabah erken saatlere ya da akşam iş çıkışına doktora ayarlayabilirseniz ders saatleriniz işinizi minimal engeller. Doktorada birçok dersin klasik bir saati yoktur. Dönem başında öğrenci ve öğretim üyesi toplanır ve bir saat belirlenir. Sizin bu saat belirlemede baskın olmanız gerekmektedir.
Aynı anda hem doktora hem de uzmanlık yapma konusunda birçok insan "iki karpuz bir koltuğa sığmaz" felsefesini benimsemektedir. Hakikaten çok zordur ama imkansız değildir. Bir yandan uzmanlık işleri diğer yandan doktora dersleri, yeterlilik ve tezler... Çok zor ama çok çalışmanız gerekmektedir.
Başarılar dilerim.
merhaba yazılarınızdan etkilenip fizyoloji doktorasına başvurdum mülakat konusunda nelere dikkat etmem gerej ?
YanıtlaSilMerhabalar.
SilDoktora mülakatında bölümü istediğinizi ve adanmış bir şekilde alanı sevdiğnizi hocalara göstermeniz yeterlidir.
Temel bilimlerde hocalar askerlikten kaçmak, hobi gibi nedenlerle doktoraya başvuranları sevmezler.
Umarım cevap geç olmamıştır. İnşallah kabul alırsınız.
Başarılar.
Uzun zamandır üzerinde araştırma yaptığım doyurucu bir bilgi bulamadığım anda karşıma blog'unuz çıktı ve şu an çok umutluyum kafamdaki soru işaretleri için bir yanıt bulabileceğim için..
YanıtlaSilÖncelikle belirteyim;1 hafta sonra intern doktor olarak tıp fakültesi eğitimimin son dönemine başlayacağım.
Üniversiteye başlamadan önce genetik mühendisi olmak bir şeyleri keşfetmek istesem de mevcut Türkiye şartlarında gelecek kaygısı nedeni ile tıp eğitimine başladım.
Eğitim aldığım süre boyunca gördüm ki; değişen hasta profili,hastaların doktora yaklaşımı vs. hepimizce bilinen sıkıntılar nedenli ve stajlar boyunca da hiçbir branşa zorluklarını tolere edecek kadar ilgi duymamam bende depresif bir hal yarattı.Geçen sene Yaz döneminde yurtdışına stajyer tıp öğrencisi olarak gittim ve döndüğümde karar verdim yurtdışında uzmanlık ve kariyer için.Benim size sorum YLSY hakkında fikriniz var mı ? Son tercih kılavuzunda tıp öğrencileri için gidilebilecek temel tıp bilimleri dışında bölümler var.Fiziksel tıp ve rehabilitasyon,nükleer tıp,stroke-nörolojik motor rehabilitasyon,odyoloji gibi. Bu bölümlerde doktora yaptıktan sonra Yurtdışında bu bölümde tıp doktorluğu yapabiliyor muyuz ? diğer sorum bu bölümlerde eğitim tamamlandıktan sonra bursun karşılığı olarak Türkiyedeki mecburi hizmetini yapılan kadrolar öğretim üyesi,üniversite kadrosu.Örneğin ben YLSY ile yurtdışında Fizik tedavi ve rehailitasyon doktoramı tamamladım döndüğümde üniversitedeki Tus ile bu bölümü kazanıp öğretim üyesi olan hocalardan dezavantajlarım/avantajlarım nelerdir,klinikte hasta bakabilir miyim ?
Biraz uzun oldu şimdiden teşekkürler..
Merhabalar.
Silİyi düşünce ve dilekleriniz için teşekkür ederim öncelikle.
Lisede iken bana danışan ve genetik mühendisi olmak isteyenlere önce tıp okumasını sonra da TIBBİ GENETİK uzmanlığı yapmasını öneriyorum. TUS ile yerleşilen böyle bir uzmanlık alanı var. Diğer yandan GENETİK doktorası da yapılabilir. Bence umudunuzu kaybetmeyin ve hayallerinizin peşinden koşun. TIBBİ GENETİK güzel ve yapılabilir bir dal.
Blogda YLSY ile alakalı bir yazı var onu okuyabilirsiniz. Ama YLSY ile giderseniz Türkiyeye dönüp mecburi hizmet yapma yükümlülüğünüz var. Bence gidebiliyorsanız kendiniz bir üniversite ile anlaşıp gidin.
Doktoranın amacı bilimsel süreçler ve araştırmadır, öğretim üyesi olmaktır. Doktora yolundan giderseniz hasta işini unutmanız gerekir. Ona göre karar verin. Klinik süreçler ve hasta ağırlıklı düşünüyorsanız Türkiye de ya da dışarıda uzmanlığa yönelin.
Doktora genelde temel bilimlerde olduğu için öğretim üyeleri arasında doktoralı uzman ayrımı olmuyor. Ama yetki noktasında farklar var. Örneğin biyokimya uzmanlığı yapanlar laboratuvar açabilir veya lab sorumlusu olabilirken doktoralı olanlarda bu yetki yok.
Siz de blogdaki diğer yazıları okuyarak iyi bir karar vermeniz gerekiyor kariyeriniz konusunda. Ki sonradan pişman olmayasınız.
Başarılar dilerim.
Merhaba,
YanıtlaSiltıp fakültesinin yeniyetmesiyiz henüz. okulumu tercih ederken ana sebebim bizim okulda PhD-MD programının entegre veriliyor olmasıydı. yani mezun olurken phd md olarak mezun olacağız allah bir mani vermezse. bu yolu seçmemin sebebi ise yurtdışına açılma arzumdu. ama son zamanlarda aklımda da birkaç soru işaretleri belirmeye başladı. ingilterede mesela türkiyeden phd md olarak gittiğimizde md olarak görev alamıyormuşuz, hastaya dokunamıyoruz örneğin. ben de düşündüm ve acaba tusu da burda mı yapsam diye ikinci bir plan oluştu kafamda. ve asıl kafamı kurcalayan diğer soru ise phd programını alırsam hayatımda bir şey değişecek mi oldu. yani eğer usmle gibi direk yabancı ülke odaklı bir kura katılırsam md ünvanını alabilecekmişiz örneğin amerikada. şimdilerde birka kurs da açıldı okulda, usmle, almanya ve ingiltere gibi uzmanlık sınavlarına direk hazırlayan spesifik kurslar. bunlar da mantıklı olabilir diye düşündüm. siz hangi yolu daha güvenilir ve aık konuşmak gerekirse daha iyi getirili olur diye düşünüyorsunuz? ben bu hedeflerin tamamında mutlu olacağımı düşünüyorum ama gelecekte keşke demek de istemiyorum. şimdiden teşekkür ederim.kendimi phd ile mi yorayım yoksa uzmanlık sınavlarına hazırlıkla mı ana sorum bu:)
MErhabalar.
SilSorduğunuz soruların cevapları sizde saklı. Diğer insanlar size sadece fikir sunabilir. Nihai kararı verecek olan sizsiniz.
Bunu kesinlikle konuşuyorum çünkü bu soruların cevapları sizin hayattan beklentilerinizle alakalı.
Temel bilimlerde öğretim üyesi araştırmacı ve hoca olmak istiyorsanız doktora yani PhD üzerine yoğunlaşmanız lazım.
Yok klinisyenlik istiyor PhD'yi kliniği destekler nitelikte yapıyorsanız PhD yan uğraş, klinik ana uğraş olmak durumunda.
Yurtdışında klinisyenlik yapmak istiyorsanız ülkemizdeki uzmanlıklar yurtdışında bahsettiğiniz ülkelerde kabul görmüyor. Oralarda uzmanlık yapmanız lazım.
Diğer yandan PhD evrensel geçerliliği olan bir derecedir. Türkiye'deki PhD ile dünyanın her yerinde Asistan Profesör olarak işe başlayabilirsiniz.
Size tavsiyem yurtdışında klinisyen olmak istiyorsanız okulu bitirir bitirmez gidin uzmanlığı oralarda yapın. Gençsizin ve sizi buraya bağlayan bir şey yok. Gemileri yakın ve gidin. Pişman olmazsınız. Yok burada uzmanlığa başlarsanız evlilik gelir iş gelir çocuk gelir. Bir daha bir yere kıpırdayamazsınız.
Ben sizin yerinizde olsam güvelik felan düşünmem gemileri yakar yurtdışına giderdim. İSter uzmanlık ister doktora sonrası araştırma fellowship... Gidin. Kendini yetiştirmiş bir profesyonel olduğunuzda güzel bir pozisyonla geri dönersiniz.
Sorularınız olursa yazabilirsiniz.
Başarılar dilerim.
şimdiden teşekkürler biraz uzun oldu özür dilerim.
YanıtlaSilMerhabalar.
SilYukarıda sorunuzu cevapladım elimden geldiğince. Zira yazı ile olan cevaplar çok kısıtlı olmakta.
Ne zamandır aklımda PhD gibi konuları ciddi düşünen kişilere yüzyüze danışmanlık verme fikrim var. Eğer İstanbul'da iseniz yüzyüze danışmanlık verebilirim. İlgilenirseniz yazınız.
Selamlar.
Merhabalar. Yazılarınızla verdiğiniz emekler için bir kez daha ben de teşekkür ederek başlamak istiyorum. Şu anda tıp fakültesi beşinci sınıf eğitiminin başındayım. Aynı zamanda açık öğretim işletme fakültesini bitirmek için de iki dersim kalmış durumda. Malesef bir dönem uzattım ama bu güz yarıyılında mezun olacağım inşallah. Diğer yazılarınızdan da bir kısmını okudum. Aklımdaki tüm soruları belki de bu yorumda soracağım için kusura bakmayın. Açıkçası işletmeyi illa ki bana ileride bir faydası olur düşüncesiyle yazdım ve dört yıldır okuyorum. Yazılarınızda oradan buradan eksik gedik duyduğum bir çok şeyin cevabını buldum, olumlu getirilerini okudum ve işletme okumak için dört yıl önce verdiğim kararın doğruluğuna bir kez daha sevindim. Çünkü 3 diploma hayaliyle iki yıllık sağlık kurumları işletmeciliği okuyan arkadaşlarımın hiçbiri dört yıla tamamlamadı. Ben de onlardan biri olurdum muhtemelen. Simdi ise tıptan mezun olmadan lisans diploması sahibi olmak üzereyim. Sormak istediğim konuların biri bu diplomayı en faydalı şekilde nasıl kullanırım üzerine olacak zaten. Öncelikle size sormak istediğim soruları beni daha net anlayabilmeniz için kendi düşüncelerimi anlatabildiğim kadar bahsedip soruları sonra dile getirmek istiyorum. Ben şu ana kadar aldığım tıp eğitimi süresince malesef hekimlik yönünde çok bir heves ve istek sahibi olamadım. Bu belki benden belki sistemden belki hocalardan kaynaklanıyordur bilemiyorum ama eğitim sisteminin de doğru ilerlemedigi su götürmez bir gerçek. Bütün bunların yanında çocukluğumdan beri değişmeyen tek hayalim olan eğitimci olmak konusundaki düşüncelerimi tıp dünyasının içinde gerçekleştirebilir miyim acaba diye bir arayış içerisine girdim. Bu konu üzerinde kafa yordugumda bir çok uzmanlık alanı karşıma çıkıyor fakat ben aynı zamanda hekim olup bir yandan da asıl yapmak istediğim eğitimcilik işini istediğim gibi yürüteceğimi hiç sanmıyorum. Ki zaten hekim olarak akademik alanda yükselmek istesem en başta tus diye bir bela çıkıyor karşıma. Ardından gencecik yaşınızda sonu gelmez nöbetler, inanılmaz mobbingler, zor hayat şartları ve aldığınızı düşündükleri astronomik maaşlar yüzünden insanların size hiç acımayıp paranın karşılığı diye umursamaz davranmaları. Neyse konuyu uzatmadan ve dağıtmadan söylemek gerekirse burada dikkatimi çeken bir bölüm var; tıp eğitimi anabilim dalı. Sanırım henüz tusla asistan alan bir bölüm değil. Ancak hocaların yanında aile hekimliğinden veya acil bölümünden oraya geçerek çalışmalara devam eden genç abi ve ablalarımızı duydum. Ben de tıp dünyasına hekim olarak değil eğitimci olarak, geleceğin hekimlerine ve tıp fakültesi hocalarına küçük de olsa bir dokunuşta bulunabilmek ve bu sayede kutsal hekimlik mesleğini tolumun her kesiminde hakettiği kutsallığı yaşayacak bir meslek ve sanat hâline getirmek niyetindeyim. Inşallah doğru bir karar veriyorumdur. Çünkü çevremde artık cerrahi branş olmayan alanlara bile doktor gözüyle bakılmıyor :D bu kapsamda " akşama kadar masada oturup ilaç yazmak için mi 6 sene okuyacaksın" diyen bir aileden reçete bile yazamayan tıp mezunu bir eğitimci olmak isteyen ben, bu konuda ve açık öğretim konusunda bir kaç soru sormak istiyorum;
YanıtlaSil1) Sizce işletmeyi bitirince yüksek lisansa başvurmalı mıyım ? (Önümde hala tıpı bitirmek için iki senem var çünkü) (bu soruyu sen bilirsin karar senin, şeklinde cevaplamak isteyeceğinizi biliyorum ancak yukarıda anlattığım hedefim doğrultusunda doğru adımlarla ilerleyebilmek için soruyorum) çünkü hayır onun yerine iki yıl boyunca tıp eğitimiyle alakalı makaleler kitaplar oku da diyebilirsiniz. Ya da YL yapıp onu kullanarak doktora başvurusu yapabilir miyim?
YanıtlaSil2) Tıp eğitimi anabilim dalına, tıptan mezun olunca doktora ile direk başvurabilir miyim?
3) İşletme yüksek lisansını yaptıktan sonra bu yüksek lisans ile tıp eğitimi veya tıpta herhangi bir bölüme doktora başvurusu yapabilir miyim? Yani tıp diplomamı kullanmadan akademik olarak yükselmem mümkün olur mu? Başka bölüm olursa da olur yeter ki tus çalışmayayım. O bölümden tıp eğitimine sıçrama yollarını da denerim. ( + eğer böyle şeyler mümkün oluyorsa maaşıma veya akademik olarak yükselmeme tıp diplomalı ya da tıp diplomasız olarak ilerlemenin bir farkı var mıdır? )
Merhabalar.
SilBaya uzun bir yorum yazmışsınız. Ama sonuna kadar okudum. Siz de burayı sonuna kadar okuyunuz.
Blogdaki ana fikri almamışsınız. Blog zaten tıpta doktora uzerine. Tıp Eğitimi ve Bilişimi Anabilim Dalı tıpta uzmanlık ile asistan alan bir bölüm değil. Ama doktora ile doktora öğrencisi alan bir bölüm. Tıp eğitimi alanında DOKTORA yapabilirsiniz. Tıptan sonra direkt olarak doktoraya yüksek lisansa gerek olmaksızın kabul alabilirsiniz.
Açıköğretim işletmeyi okuyun bitirin. Güzel. Ama gelecekle alakalı ANA hedefinizi belirleyin ve ANA adımlarınızı buna göre atın. İşletme bitirdikten sonra işletme yüksek lisansı yani MBA yapmanın yorumunuzda bahsettiğiniz hayalinizi destekleyeceğini sanmıyorum.
Yerinizde olsam şunu yapardım: Madem ki eğitimci olmak istiyorsunuz:
İşletmeyi bitirdikten sonra Eğitim Bilimleri alanında eğitim yönetimi gibi bir yüksek lisans yapın ya da pedagojik formasyon alın. Tıbbı bitirince de TIP EĞİTİMİ bölümünde doktoraya başlayın. Hayalleriniz peşinde koşun. İşletme alanı yan bir destek alanıdır. Tıp bitiren bir insanın ana ilgi alanı olamaz. Buradan ilerleyemezsiniz. Ama tıbbın altında 40 civarında bilim var. Bunlardan illaki birisi ilginizi çeker.
Sizin profilinize önerebileceğim alanlar şunlar:
- Tıp Eğitimi ve Bilişimi
- Tıp Tarihi ve Etik
- Halk Sağlığı
- Adli Tıp
Bence bu alanlardan birisi ilginizi çekecektir.
Diğer bir konu tıpta uzmanlık ya da doktora yaparak bittikten sonra da bir üniversitede öğretim üyesi olarak EĞİTİMCİ olma hayalinizi gerçekleştirebilirsiniz. Tıp yazdıktan sonra hayalleriniz bitti diye bir şey yok. Akademisyen demek eğitimci demektir. Tıp fakültesi öğrencilerini eğitirsiniz.
O zaman yapmanız gereken:
Gelecek hedeflerinizi belirleyin. Sevdiğiniz bir alanı seçin. TUS a girmek istemiyorsanız doktora yapabileceğiniz bir alan seçin. Ana alanınızı belirledikten sonra yan aktivitelerle açıköğretim, yüksek lisans, kurslar gibi aktivitelerle destekleyin. Gerisi gelecektir.
Başarılar dilerim.
Merhaba,
YanıtlaSilÖncelikle umarım hala aktif olarak sorulara cevap verebiliyorsunuzdur. Ben 3.sınıf tıp öğrencisiyim ve temel tıbba ilgim bulunuyor ve fakültemde çalışmalara katılıyorum. Yanında çalıştığım hocam bizim yüksek lisans yapıp yapamayacağımızı sordu. Eğer böyle bir imkan varsa beni diğer sene yl öğrencisi olarak almak istediğini söyledi.
Böyle bir imkan var mıdır acaba sizin bilginiz bulunuyor mu?
Çok teşekkürler
Merhabalar.
SilSorunuz girift bir soru aşağıda açıklamaya çalışacağım.
Tıp doktorları 6 yıl okuduğu için YÜKSEK LİSANS derecesi ile mezun olurlar. Ondan dolayı kendi alanlarımızda YÜKSEK LİSANS yapmaksızın DOKTORA programlarına başvuru hakkımız vardır. Bu demek değil ki YÜKSEK LİSANS yapmayalım. Siz direkt doktoradan başlamak istemeyip YÜKSEK LİSANS ile başlamayı tercih ederseniz okulu bitirdiğinizde YÜKSEK LİSANS ile de başlayabilirsiniz. Ama zaten doktora eğitimi ile gereken eğitimi alabileceğiniz için yüksek lisans ile vakit kaybetmenize gerek yok. Direkt olarak okul bittiğinde doktora ile başlayabilirsiniz.
Diğer yandan GİRİFT olan konuya gelirsek:
Tıp doktorları ilk 2 yılı bitirdiğinde ÖNLİSANS, 4 yılı bitirdiğinde LİSANS ve son olarak 6 yılı bitirdiğinde YÜKSEK LİSANS derecesini alırlar. Buradan yürürsek tıpta 4. yılı bitirdiğinizde LİSANS derecesi aldığınız için teorik olarak YÜKSEK LİSANS programlarında da kabul alabilirsiniz. Yani tıpta 4. sınıftan 5. sınıfa geçerken ilgi duyduğunuz alanda tıp eğitimi ile aynı zamanda YÜKSEK LİSANS eğitimine de başlayabilirsiniz. Bizim zamanımızda öğrenci işleri böyle bir durumdan bahsetmişti. Sizin de bu konuyu ÖĞRENCİ İŞLERİ ile görüşmeniz lazım. Eğer oluyorsa tıptan mezun olmayı beklemeden YÜKSEK LİSANS eğitimine başlayabilirsiniz. Yok olmuyorsa mecburen mezuniyeti beklemeniz gerekir.
Araştırmanız lazım.
Başarılar dilerim.
Çok teşekkür ederim. Yüksek lisansı mecburiyetten değil de zaten laboratuvar çalışmalarına girmişken daha büyük bütçeli bir çalışmaya ve teze sahip olurum diye yapmayı düşünüyorum. Detaylı bilgileri kendi fakültemden öğreneceğim. Tekrardan teşekkürler.
Sil