26 Ekim 2026 Pazartesi
Tıp Fakültesinin İlk Dersi: Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver
15 Temmuz 2026 Çarşamba
Aynı Anda Hem Tıpta Uzmanlık Hem de Doktora Yapmak
olan tıpta uzmanlık eğitimidir. Örneğin tıpta uzmanlık eğitimi muhakkak asistan kadrosuyla ve tam zamanlı olarak yapılır. Diğer yandan asistan kadrosunda değilseniz doktora yaparken sadece derslere katılırsınız ve tam zamanlı olarak üniversitede bulunma şartı yoktur. Doktora tez döneminde ise sadece tez ilerlemesi açısından tez danışmanıyla görüşülür, haricinde bir mesai devamı olmaz.
2010'lu yıllarda ve öncesinde tıpta uzmanlık ve doktora aynı anda yapılabilmekteydi. Doktora yaparken tıpta uzmanlığa giren birisi veya tıpta uzmanlık yaparken hocalarından sözlü izin alan bir kişi aynı anda iki eğitime de devam edebiliyordu.
2015 yılında çıkarılan bir yönetmelikle aynı anda doktora ve tıpta uzmanlık yapmak iki programın da anabilim dalı başkanının iznine bağlandı. Ancak uygulamada aynı anda iki eğitimi de alan kişiler herhangi bir izin almadan eğitimlerine devam ettiler. Çünkü aynı anda iki eğitimin alındığını denetleyen bir sistem yoktu. Doktora Yüksek Öğrenim Kurumu (YÖK) tarafından denetlenen bir süreç iken tıpta uzmanlık ise Sağlık Bakanlığı tarafından denetlenen bir süreçti. Dolayısıyla kural çıkmasına rağmen doktora yapılabilirliği 2019 yılına kadar devam etti.
2019 yılında YÖK tarafından alınan bir kararla aynı anda doktora ve tıpta uzmanlık yapılması yasaklandı. Artık doktora alımlarında doktorların tıpta uzmanlık yapıp yapmadığı sorgulanmakta ve kişilerden başla bir lisansüstü eğitim yapmadığına dair taahhüt alınmaktadır.
YÖK tarafından aynı anda doktora ve tıpta uzmanlık yapılması yasaklayan kararın linki: https://saglikbilimleri.ebyu.edu.tr/ayni-anda-hem-tipta-uzmanlik-hem-de-doktora-programina-kayit-yapilamayacagina-yonelik-karar-yazisi/
Kararda geçen önemli maddeler:
Tıpta Uzmanlık ve doktora (Ph D) eğitimleri düzey olarak eşdeğer sayılmakla beraber alan ve nitelik bakımından eşdeğer sayılmamaktadır.
Sağlık alanındaki program, bölüm ve fakülte mezunlarının mesleki faaliyetlerini ve yeterliliklerini belirleme ve uygulama yetkisi 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ve yönetmelikler çerçevesinde Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülmektedir.
Yükseköğretim kurumlarımızda görülen eğitimler sonucu alınan Doktora-Phd (Doctor of Philosophy) derecesi ile doktora derecesi eşdeğer sayılmaktadır.
08.02.2017 tarihli Yükseköğretim Yürütme Kurulu toplantısında; 2547 sayılı Kanun'un 2880 sayılı Kanun'la değişik 43/b maddesi uyarınca, Üniversitelerarası Kurul'un görüşü de dikkate alınarak; Tıpta Uzmanlık Eğitimi Sağlık Bakanlığı'nın yayınladığı Tıpta Uzmanlık Tüzüğü ve ilgili yönetmelik hükümlerine göre, Tıp Doktora eğitimi ise Sağlık Bilimleri Enstitüsü bünyesinde Yükseköğretim Kurulu Lisansüstü Eğitim–Öğretim Yönetmeliği hükümlerine göre yürütüldüğü, iki farklı eğitim, türü olduğu, Tıpta Uzmanlık eğitiminin; sağlık hizmeti ağırlıklı bir eğitim olduğu; doktora eğitiminin ise aynı alanın bir akademik eğitim türü olduğuna karar verilmiştir.
Lisansüstü eğitim 20 Nisan 2016 tarih ve 29690 sayılı Resmi Gazete' de yayımlanan Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği hükümleri uyarınca yapılmakta olup, söz konusu yönetmeliğin 35.maddesinin 6. fıkrasında yer alan "Tezsiz yüksek lisans programları hariç, aynı anda birden fazla lisansüstü programa kayıt yaptırılamaz ve devam edilemez." hükmü yer almaktadır.
Yukarıda belirtilen bilgiler ışığında aynı anda hem tıpta uzmanlık hem de doktora programına kayıt yapılamayacağı hususunda bilgilerinizi rica ederim.
Bazı Önemli Noktaları Vurgulayalım
Tezsiz yüksek lisans programları hariç, aynı anda birden fazla lisansüstü programa kayıt yaptırılamaz ve devam edilemez. Dolayısıyla doktora ya da tıpta uzmanlık yaparken tezsiz yüksek lisans yapabilirsiniz.
YÖK tarafından yukarıda belirttiğim bu karar ile doktora alımlarında doktorların tıpta uzmanlık, diş hekimlerinin dişte uzmanlık ve eczacıların eczalıkta uzmanlık yapıp yapmadığı sorgulanmaktadır. Diğer yandan doktora yapan bir kişi tıpta uzmanlık kazandığı zaman böyle bir sorgulama bulunmamaktadır. Tanıdığım bir kişi doktora yaparken tıpta uzmanlık kazanmış, aynı anda iki eğitimi de yapabilmiştir. Tabi sonrasında tıpta uzmanlığı yarıda bırakarak kendisi ayrılmıştır. Buradan anladığımız helihazırda doktorada kayıtlı olanlar tıpta uzmanlığa girerken bir sorgulamaya takılmamaktadırlar. Kural olarak yasak olan bu durum açısından uygulamada açık bulunmaktadır. Yapmak kişilerin vicdanına kalmıştır.
Son Sözler
Yakın zamanda bir öğrenci affı gelmektedir. Bu kapsamda doktora ve tıpta uzmanlık eğitimine dönenler olacaktır. Aftan yararlanacak kişilerin seçenekleri değerlendirmesi gerekmektedir.
Doktora da tıpta uzmanlık da süreç olarak zorlu süreçlerdir. Geçmişte keyfi olarak aynı anda iki eğitimi de yapan kişiler olmuştur. Ancak kişi asli eğitimini aksatmıyorsa bence iki eğitim de beraber yapılabilir. Örneğin doktorada tez dönemine gelmiş birisi tıpta uzmanlığa başlayabilir. Sonuçta devam zorunluluğu olmayıp sadece tez yazacaktır. Temel bilimlerde uzmanlık yapanlar zaten rahat bir programa sahip olduklarından doktora da yapabilirler mesela.
Geçmişte arafta olan aynı anda hem doktora hem de tıpta uzmanlık yapma konusu 2019 yılında artık kesin bir karara bağlanmıştır. Sistemin her ne kadar açıkları olsa da karara bağlanmıştır.
Tıp fakültelerinin md-pdh programlarını örnek vereyim mesela. Öğrenciler hem tıp fakültesi okumakta ve aynı zamanda doktora yani PhD yapmaktadırlar. İki eğitim de başlı başına zorlu süreçlerdir. İki karpuz bir koltuğa sığmaz. Bence yasaklanacaksa md-phd programları yasaklanmalıdır. 18 yaşında tıbba giren bir öğrenci 3. sınıfta PhD programına başlayabilecek bedensel ve ruhsal yetkinliğe, bence, sahip değildir. Birkaç yerde gördüğüm örnekler md-pdh programlarından vasat PhD mezunlarının çıktığı yönündedir. Kişilerin MD yetkinliklerini bilemem ama PhD yetkinliklerinin düşük olduğu kanaatindeyim. Md-phd ortak programları yerine tıp doktorlarının mezuniyet sonrasında doktora açısından desteklenmesi, araştırma görevlisi kadrosu verilmesi ve ciddi eğitimden geçmesi kanaatindeyim.
Görüşlerim beni bağlar tabi.
22 Ekim 2025 Çarşamba
Türk Tıbbının Başlıca İki Ekolü: Hacettepe ve Çapa
Değerli arkadaşlar hepinize merhabalar.*
Türk tıbbının iki büyük ekolü olan Hacettepe ve İstanbul tıp (Çapa) fakültelerinden bahsedeceğim. Diğer fakülteler bu ekollerden doğmuştur. Diğer tıp fakültelerinden kimisi yeni yeni kendi ekolünü şekillendirmektedir, kimisi kimlik bunalımı yaşamakta daha kendi ekolünü oluşturamamıştır, kimisi de hala bu fakültelerin taklitleri ve kopyası şeklinde devam etmektedir.
Ekol Olmak Nedir?Önce sözlük anlamından başlayalım. "Ekol" kelimesi Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğe göre "Bir bilim veya sanat kolunda ayrı nitelik ve özellikleri bulunan yöntem veya akım, okul" manasına gelmekte. Etimolojik olarak ise:
~ Fr école okul, sanat veya düşünce akımı << Lat schola okul ~ EYun sχolḗ σχολή 1. dinlenme, işten geri durma, çalışmak zorunda olmama, 3. ilim, okul < HAvr *seǵʰ- geri durma, dinme
Not: İng school biçimi Latinceden alınmıştır. Karş. YTü okul.
Nişanyan Etimolojik Sözlük
Ülkemizdeki diğer en güçlü ekol ise Hacettepe Tıp Fakültesi'dir. 1967 yılında görece yeni tarihte kurulmuş bir fakültedir. Aslından Hacettepe'den önce 1945 yılında Ankara Tıp Fakültesi, 1955 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, 1963 yılında Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi, 1966 yılında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi kurulmuştu. Peki daha sonraları kurulan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni bunlardan daha önde bir ekol yapan neydi? Aslında ilk başında Hacettepe Tıp Fakültesi'nin orijini Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne bağlı çocuk hastanesidir. Prof. Dr. İhsan Doğramacı ve yanına aldığı vizyoner öğretim üyeleri ile Ankara Tıp Fakültesi'ne bağlı çocuk hastanesi Hacettepe Üniversitesi'nin ve Tıp Fakültesi'nin öncüsü olmuş ve bugün ise büyük bir üniversite halini almıştır. Aslına bakarsanız Hacettepe Tıp Fakültesi'nin kökeni Ankara Tıp Fakültesi'dir, oradan ayrılmadır. Hacettepe'nin İhsan Doğramacı, Nusret Fişek, Doğan Karan gibi kurucu hocaları İstanbul Tıp ve Ankara Tıp mezunudur. Buna rağmen bu vizyoner hocaların vizyoner yönetimi sayesinde Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi bugün orijin aldığı fakülte olan Ankara Tıp Fakültesi'ni geçmiş ve daha belirgin bir ekol halini almıştır. Hacettepe ise kurulma aşamasından bu yana modern ekolü ve Amerikan tıp fakültesi ekolünü temsil eder.
Eğitim Anlayışı
Eğitim anlayışı açısından bu iki fakülte arasında önemli farklar vardır. Çapa genel olarak öğrencisini sıkmayan, klinik ağırlıklı bir eğitim vermektedir. Hacettepe ise öğrencisi sıkan, bilimsel ve temel bilimler ağırlıklı bir eğitim vermektedir. Bundan dolayı Çapa'da okuyan bir öğrenci bilgisini kendisi şekillendirebilmekte, standart olmayan bir bilgiyle mezun olabilmektedir. Bundan kastım öğrencinin bir konuda çok iyi ya da zayıf, bilgili ya da bilgisiz olabilmesidir. Yani eğitimin genel bir standardı yoktur.
İki ekolün eğitim anlayışı iki fakültenin hocalarından alıntılarla anlatmaya çalışacağım. Bir gün Çapa'da kadın doğum dersinde Prof. Dr. Abdullah Turfanda şöyle bir şey söylemişti: "Tıp eğitimi açık büfeye benzer çocuklar. Her şeyden yemeye çalışırsanız kusarsınız. Ondan dolayı ne yediğinize ve ne kadar yediğinize dikkat edin. Her şeyden yemeyin, seçerek yiyin."
Hacettepe'nin eğitim anlayışını ise şu anektodla anlatılabilir: Hacettepe Tıp'ın efsane hocalarından Prof. Dr. Çağatay Güler söyle demiştir: "Tıp öğrencisi Gastrointestinal Sisteme (GİS) benzer. Biz içerisine her şeyi atarız, o istediğini sindirir istediğini ise sindirmez." Bu söz de Hacettepe'nin eğitim anlayışını bize vermektedir. Hacettepe, öğrenciye gerekli olan her bilgiyi yüklemeye çalışmaktadır. İstediğini alacağını istediğini ise sindirmeyeceğini düşünmektedir. Bu düşüncenin yanlışı ise her şeyin atıldığında GİS sisteminin ishal olacağı, gerekmeyen şeylerin yanında gerekli şeylerin de sindirilemeden çıkartılacağıdır.
Çapa'nın eğitim anlayışının doğru ve güzel özelliği bilgiyi ve öğrenmeyi öğrencinin kapasitesine ve ilgi alanına bırakmasıdır. Böylece öğrenci sıkılmadan, ilgiyle istediği konuyu öğrenecek ve istediği konuda kendini geliştirecektir. İlgi alanında ve severek ilerleyen öğrenci ise fark yaratacaktır. Bunun sonucunda birçok başarılı klinisyen, hekim sanatkar ve Aziz Sancar gibi bilimsel öncüler ortaya çıkacaktır.
Hacettepe'nin eğitim anlayışının güzel özelliği öğrencilerini standart bir bilgi düzeyi ile mezun etmesidir. Kötü özelliği ise birçok mezununu bıktırması, sevdirmek yerine nefret ettirmesidir. Her şeyi GİS'ten aşağı atarsan sistem bozulur, ishal olur, gereksiz bilgileri bırak gerekli bilgileri bile sindirmez.
Normatif mi Diskriptif mi?
Bu iki kavram birbirinin karşıtıdır. Örneği etikte vardır: Normatif etik ve diskriptif (tanımlayıcı) etik. Diskriptif olanı, normatif ise olması gerekeni anlatır. Bu açıdan Hacettepe normatif ise, Çapa'da diskriptiftir. Hacettepe klinik ve eğitim sistemi olarak Amerikan sistemini almış ve güzel bir düzen kurmuştur. Bu düzende günlük olması gereken kadar hasta alınır, doktorlar öğlen arası yapar, doktor order yazdığında hemşiresi ve hastabakıcının bunu yerine getirmeme gibi bir şansı yoktur. Çapa'da ise aşırı miktarda, aslında bakılması gerekenden aşırı fazla hasta alınır polikliniklere, öğlen arası felan hak getire, akşam hasta kaçta biterse mesai o saatte biter. Sen order yaz ama nerede bulasın hemşireyi, hastabakıcıyı. Hastabakıcıları bulana aşk olsun.
Bu konuya Cleveland Kardiyoloji öğretim üyesi Prof. Dr. Murat Tuzcu'yu örnek verebiliriz. Çapa'da kendisinin söyleşinde bulunma şansım olmuştu. Kendi ağzından dinledim. Kendisi tıp fakültesi mezuniyetini ve dahiliye uzmanlığını Çapa'dan alır. Türkiye'de uzman olarak birkaç yıllık hizmetin ardından Cleveland Clinic kardiyolojiye klinik tecrübe kazanmak ve sonrasında Türkiye'ye dönmek amacıyla gider. Burada imkanlar ve sistem Türkiye'nin aksine o kadar güzeldir ki, çok severek ve aşkla çalışır. Hiçbir şey kendisini durduramaz. O yıl yerli ve yabancı asistanlar arasında en başarılı asistan seçilir. Ve kendisine çok nadir yapılan bir şey yapılır ve Türkiye'deki dahiliye uzmanlığı kabul edilerek direkt olarak kardiyoloji yandalından başlatılır. Türkiye'de kardiyolojiye tıptan sonra direkt olarak girilebilse de ABD'de dahiliye sonrası yandal olarak girilebilmektedir. Bilenler bilir ,ABD'de ekseriyetle Türkiye'den alınan uzmanlıklar kabul edilmez ve tekrardan uzmanlık yapılması ondan sonra yandala başlanması istenir. Murat Tuzcu hocanın ender başarısı sonucu Kardiyoloji yandalına direkt kabulü olmuştur. Hoca da bunu Türkiye'de yaptığı uzmanlığa ve Elazığ'ın Maden ilçesinde 2 yıl yaptığı uzmanlık hizmetindeki imkansızlıklara bağlamaktadır. ABD'deki ABD vatandaşı asistanların en ufak şeyleri bile sorun yaptığını, şikayet ettiğini, kendisi ve geldiği şartlar için onlara sorun gelen şeylerin çok gülünç şeyler olduğunu söylemektedir.
Şehir Faktörü
Fakültelerin her özelliğinin yanında bulundukları şehirler de öğrencilerini ve mezunlarını etkilemektedir. İstanbul'da bulunan fakülte mezunları İstanbul nosyonu sayesinde daha sosyal yetişmektedir. Ankara'da ise sosyal aktiviteler ve olanaklar daha azdır, ekseriyetle bürokratik bir hava mevcuttur. Ankara mezunları sosyal yönden İstanbul mezunları kadar sosyal olmamaktadır. Hangi fakülte olduğunu geçtim İstanbul'da okuyan bir tıp öğrencisini İstanbul'un kendisi yetiştirir.
Reklam, Tanıtım, İnovatif Yapı ve Gelenekçilik
Hacettepe Üniversitesi devlet üniversitesi olmasına rağmen eski yıllardan beri reklamını ve tanıtımını yapan bir üniversitedir. Şu anda bazı devlet üniversiteleri reklamını tanıtımını yapsa da eskiden devlet üniversitelerinin reklam ya da tanıtım yapması pek görülen şeyler değildir. Örneğin İstanbul Üniversitesi reklam yapacak, gülerdi insanlar. Günümüzde ise ne olduğunuz değil, kendinizi nasıl gösterdiğiniz, denilen şekliyle ALGI daha da önem kazanmış durumda. Sanırsam 50 yıl gibi kısa bir sürede Hacettepe'nin bu hale gelmesinde reklam ve tanıtımların da büyük rolü var. Hacettepe'nin bu vizyonunun arkasında da vizyoner kurucuları var. İstanbul Üniversitesi ise bugün reklam ve tanıtım konusunda emekleme seviyesinde başlamasına rağmen eskiden beri geleneksel bir tavır sergilemekte. Kökleşmiş şeylerin değişmesi daha zor oluyor. İşte bu noktada Hacettepe'nin avantajı daha fazla. Kendisini bağlayan bir geçmişi yok, bu da fakülteye daha inovatif bir yapı kazandırıyor. Bu açıdan Hacettepe inovatif, Çapa ise daha gelenekçi diyebiliriz.
Örneğin Hacettepe, ülkemizde ilk ve yakın zamana kadar tek olan MD-PHD programını hayata geçirmiştir. Tıp öğrencilerinden 2. sınıfın sonunda seçilen öğrenciler aynı zamanda bir PHD programına başlayabilir ve tıp diplomasının (MD) yanında bilim doktorluğu (PhD) unvanını da aynı zamanda kazanabilirler. İki fakültenin de güzel yönlerini görmek lazım.
Bir dipnot. Bugünlerde en çok reklam yapan tıp fakültesi Koç Tıp. Daha herhangi bir malumata sahip olmayan lise mezunu ve müstakbel doktor adayları ise reklama kanıp Koç Tıp'ı ülkemizin en iyi tıp fakültesi sanıyorlar. Koç Tıp şu anda bilimsel ve araştırma ağırlıklı bir tıp eğitimi veriyor. Bununla da reklam yapıp övünüyor. Ama yıllar önce Çapa'ya gelip öğrencilerinin Çapa'da staj yapması için başvurmuşlardı, red cevabı almışlardı. Bunu kimse bilmez. Öyle olması gerektiği için mi araştırma ağırlıklı eğitim veriyorsunuz yoksa öğrencilere klinik eğitim verecek bir hastane ve hasta imkanınız olmadığı için mi? Yıllardır İstanbul'daki özel üniversite tıp fakültesi öğrencileri Yeditepe'sinden Bilim Üniversitesi'ne Çapa ve Cerrahpaşa acillerine takılırlar, bizler de öğretmek amacıyla yardımcı olurduk. Ondan dolayı özel üniversite reklamlarına bakmayın, gerçekte ne olduklarına bakın.
İngilizce Tıp Yaklaşımı
Geçenlerde İngilizce tıp okumak üzerine bir yazı yazmıştım. Blogda mevcut. Burada da özet geçeyim. İstanbul Üniversitesi ve tıp fakülteleri olan (her ne kadar bugün kardeşler ayrılsa da köken olarak aynı kökenden gelen) Cerrahpaşa ve Çapa tarihsel nedenlerle ekseriyetle Türkçe tıp eğitimi vermektedirler. Çapa ve Cerrahpaşa'nın çok az İngilizce tıp kadrosu bulunmaktadır. Diğer yandan Hacettepe eğitimde Amerikan sistemini baz almış ve İngilizce tıp sistemi ile devam edegelmiştir. Önceki yazıda da söylediğim gibi tıp öğrencisi ve doktoru muhakkak İngilizce bilmeli fakat tıp eğitimi Türkçe olmalıdır.
Farklı Ekollerden Faydalanma / Ekollerin Sentezi
Ülkemiz ve insanımız farklı ekollerden faydalanılması noktasında olması gereken yere gelememiştir. Hacettepe ya da Çapa öğretim üyelerinin geçmişlerine bakın. Hepsinin mezuniyetleri, uzmanlıkları, doçentlikleri ve profesörlükleri aynı fakültedendir. Hepsi ya Çapa'da doğmuş, büyümüş ya Hacettepe'de doğmuş büyümüştür. Peki ama bu doğru mu? Amerika'da bir öğrenci Harvard'tan mezun oldu ise öğretim üyesi uzmanlık ya da doktora için öğrenciyi başka üniversiteye yönlendirir: Örneğin Yale, Stanford,... Öğrenci uzmanlığını da bitirdiğinde öğretim üyesi fellowship için öğrencisi daha başka bir yere yönlendirir: Örneğin, Clevaland, Princeton, Johns Hopkins,... Bunun amacı nedir? Kişinin farklı ekollerden farklı yaklaşımlar almasıdır. Harvard Tıp'tan mezun olan bir öğrenci için öğretim üyesi fakülteden alacağı bilgi ve görgü birikimi aldığını, uzmanlık için farklı bir merkeze girmesi gerektiğini söyler. Fellowship için daha farklı, asistant professor olmak için daha farklı üniversitelere gitmesi gerektiğini düşünür. Ama bizde tam tersidir: Öğrenci nerede doğdu ise profesör olarak orada ölür. İsterim ki Hacettepe'de okuyan Çapa'da uzmanlık yapsın, Çapa'da okuyan Hacettepe'de uzmanlık yapsın. Böylelikle farklı ekoller görülecek ve bilgi - görgü - yaklaşım - perspektif artacaktır.
Üniversite Sınavı Puan Sıralaması
Dikkat ederseniz yazı boyunca üniversitesi sınavı puanlarına girmedim. Fakülte puanları yanıltıcıdır. Konuyla alakalı malumatı olmayan lise öğrencilerinin tercihlerini yansıtır üniversite sınavı puanları. Kim daha çok reklam yapıyorsa onun puanı yükselir. Öğrencilerin tercihlerine göre yükselir. Kontenjan sayılarına göre yükselir ya da düşer. Ama tıp fakültesinin eğitim kalitesini üniversite sınavı puanı belirlemez.
Tıp Eğitiminde Olması Gereken
Tıp eğitim açısından mükemmel bir tıp fakültemiz yoktur. Her fakültenin iyi ya da kötü yanları vardır. Tıp fakülteleri arasında yine de en iyi fakülteler ekolleri ve kendilerini kanıtlamaları ile Hacettepe ve Çapa'dır. Ben olsam her fakültenin en iyi noktalarını alırım. Örneğin Hacettepe'nin temel bilimlerini, Çapa'nın klinik bilimlerini, Hacettepe'nin standardizasyonunu, Çapa'nın doğal seleksiyonunu, Cerrahpaşa'nın arazisini, Marmara'nın eski binasını, İzmir'in denizini, Koç'un reklamı .... vs. Tıp fakültesini bir fakültede okursunuz, uzmanlığı başkasında yapar yine o fakültenin iyi yanlarını alabilirsiniz. Yandalı başka yerde yaparsınız. Böylece çeşitlilik olur ve kendinizi geliştirmiş olursunuz. Tıp fakültesi bu yolun başlangıcıdır.
Yine de bir sıralama yapmak gerekirse en iyi tıp fakültelerini gruplandıralım:
En iyiler ve ilk sıradakiler: Çapa, Cerrahpaşa, Marmara, Ankara, Hacettepe, Ege, Dokuz Eylül
İlklerin arkasından gelenler: Gazi, Uludağ, Çukurova, Trakya, Samsun, Atatürk, Dicle, KTÜ
Diğer tıplar
Özel tıplar
Özeller arasında bence en iyiler: Yeditepe, Medipol
Sonuç
Her zaman ve her yazımda bahsettiğim gibi bahsettiğimiz bu şeyler kişinin kendisinin arkasında gelir. Kişi hangi fakülteye ya da tıp fakültesinde okursa okusun bilim aşkıyla çalışma azmiyle çok iyi yerlere gelebilir. Bahsettiğimiz fakülte mezunlarına nal toplatabilir. Yazıda anlattığımız bu fakültelerin imkanlarının diğer fakültelere göre daha iyi, öğrencilerinin bir adım önde olduğudur. Diğer yandan kişinin kendi gayreti asıl belirleyicidir.
Hacettepe ve Çapa ekolleri ile olan tespitler 15 yıl öncesine dayanmaktadır. Bu süre içerisinde bu fakülteler de çok değişti. Bazı çıkarımlarım bugün güncelliğini yitirmiş olabilir. Yeni bazı özellikler kazanmışlar, daha iyiye ya da kötüye gitmiş olabilirler. Bu yazı genel bir çerçeve çizmek, Türk tıbbına bir not düşmek amacıyla yazılmıştır.
Buradaki çıkarımlar kendi düşüncelerim ve yaşadıklarımdır. Yüzde yüz ya da her öğrenci - mezun için doğru olacak diye bir kaide yoktur. Kendi görüşlerim ve ağır bastığını düşündüğüm özelliklerdir.
Ülkemiz tıbbı ve tıp eğitimi birçok Avrupa ülkesine göre iyi durumda, Afrika ve Asya'ya göre ise çok ileri durumdadır. Diğer yandan sadece Amerika'nın gerisindeyiz. Önemli olan aramızdaki farklılıklara odaklanmak değil, Türk tıbbını ve tıp eğitimini elbirliği ile daha iyiye ve ileriye götürmektir. İhsan Doğramacı'nın dediği gibi: "Daha ileriye, en iyiye."
*Bu yazıda geçen çıkarımlar genel çıkarımlarımdır. Her öğrenci ya da her mezun için tabi ki geçerli değildir. Burada belirtilenin aksine olan öğrenci ve mezunlar tabi ki bulunmaktadır.
*Bu iki ekolü karşılaştırmaya ehil misin? diye düşünebilirsiniz. Kesinlikle değilim. Sadece deneyeceğim. Diğer yandan babadan Cerrahpaşalıyım, hem Çapa'da hem de Hacettepe'de öğrenciliğim ve asistanlık yapmışlığım var. Bu işte çok iyiyim, mükemmelim diyemem. Ama en azından bu yola çıkabilecek arka plana sahibim.
Profesör olmadan önce Uzman, Uzman olmadan önce Doktor, Doktor olmadan önce İnsan OL
Bu yazı, tıp özelinde, her alanda akademik olsun olmasın bir makama gelmiş kişiler için bir ibret taşıyabilir.
Tıp alanı için konuşmak gerekirse, insanlıkları! sorgulanmadan tıp fakültesini kazanan öğrenciler önce tıp fakültesinden mezun olup doktor olurlar, Tıpta Uzmanlık Sınavı'nı kazanır ve uzman olurlar, akademik kariyer yaparlarsa profesör yani hoca olurlar. Gidişat böyledir.
O zaman olması gereken gidişat: İnsan -- Doktor -- Uzman -- Profesör hoca
Önce tümden gelelim:
Alanda profesör unvanını almış birçok hocamız vardır. Bu hocalarımızı ekseriyetle özel hastane ve muayenehanelerde görürüz. Tıp fakültesinde gördüğümüz profesörlerimiz de çoğunlukla mesaiyi doldurup özel yerine gitme derdindedirler. Öğrenci eğitiminde, asistan eğitiminde, üniversite aktivitelerinde ve hasta bakımında kendileri çok işin içinde değildir. Çoğunluğunun alanında ne kadar uzman? oldukları da tartışılır. Uzman olduktan sonra YÖK kriterlerini karşılayacak kadar, nitelik açısından zaten önemli olmayan yayınlar yapmışlar ya da yaptırmışlardır.
Devlet ve özel hastanelerdeki uzman doktorlara bakalım. Tıp fakültesinden mezun olduktan sonra çoğu alanda hiç çalışmadan, pratisyen doktorluk yapmadan asistanlık kazanmış ve yalapşap bir eğitimle uzman doktor olmuşlardır. Tıp fakültesinin en önemli dönemleri olan 4. 5. ve 6. sınıfta tıbbı öğrenmek yerine TUS çalışmışlardır. Ne tıbbiyeyi doğru düzgün okumuş, ne 6. sınıfta doğru düzgün intern hekimlik yapmış, ne de fakülteyi bitirdikten sonra hekimlik yapmışlardır. Ülkemizde mevcut orman kanunları gereği geçer akçe olan uzman doktorluğu kazanabilmek adına her çaba içine girmiş, TUS dershanelere aşırı derecede para dökmüşlerdir. Amaçlarını elde etmişler ve bir uzmanlığa yerleşmişlerdir. Uzmanlık eğitimleri sırasında mesai ve nöbete kasmışlar, günü kurtarmışlar ve bir şekilde uzman olmuşlardır. Bu tarz uzman hekimler hayatlarında hiç pratisyen hekimlik yapmadıkları için pratisyen hekimleri de ezmeye çalışırlar.
Ülkemizin doktorlarına gelelim. Üniversite sınavında soruları en iyi ve en doğru yuvarlak içerisine alanı doktor yapıyoruz. İnsanlığına, kişiliğine, sosyal yardım kişiliğine, vicdanınıa,... bakmıyoruz. Ayrıca tıp doktorlarını 18 yaşında tıp fakültesine almak da tartışılır. Yurt dışında bir kere 18 yaşındaki bir bireyi tıp fakültesine almıyorlar. Tıp öncesinde 4 yıllık bir biyoloji, tarih, sosyoloji,... gibi bir bölüm bitirmesini istiyorlar. 22 yaşından önce ve bir bölüm mezunu olmadan tıp fakültesine giremiyorsunuz. 18 yaşındaki birisinin tıbbın gerektiği ciddiyeti sağlamasını beklemiyorlar. Ki ülkemizde de 18 yaşında tıbba giren bir öğrenci bu durumun ciddiyetini sağlayamıyor. Diğer bir faktör sosyal sorumluluk. Bir hekimin sosyal sorumluluk sahibi olması gerekiyor. Yurt dışında tıbbiyeye başvururken o zamana kadarki yaptığınız sosyal sorumluluk projelerine de bakıyorlar, sadece sınav puanlarınıza değil. Mevcut verilerle de kişiler mülakata alınıyor. İnsanlık açısından güçlü çocuklar tıp fakültesine kabul ediliyor. Bizde ise dediğim gibi, bu faktörlerin hiçbirisine bakılmadan, sadece soruları en iyi yuvarlak içine alanlar tıbbiyeyi kazanıyor. O zaman "insanlık" kavramı bu öğrencilerde aranamaz, çünkü bir kıstas olarak alınmadı. Bu nedenle ki tıp öğrencileri arasında otistiği de var, kişilik bozukluğu olan da, insanla hiç alakası olmayan da var, insandan kaçan da. E işimiz insanla, nasıl olacak? Sonra başlasın TUS çalışıp insandan kaçan bölümlere kaçmalar. İnsanla uğraşan bir bölümde biyokimya nasıl derece ile alabilir?
Şimdi baştan gelelim:
Kişilik özelliklerine bakılmadan, sosyal sorumluluğuna bakılmadan öğrenciler, erken denilebilecek, sorumluluklarının ve ciddiyetinin farkında olmadığı bir yaşta tıp fakültesine öğrenci alınıyor. Sorun buradan başlıyor. Doktor olmadan önce İNSAN olmak lazım.
Bu öğrenciler mesleklerini en iyi öğrenecekleri 4. 5. ve 6. sınıflarda TUS çalışıyorlar. Zaten 1. 2. ve 3. sınıf temel bilimlerde çok genç oldukları için temel bilimlerin öneminin farkında değiller. Bitirince çoğu doktorluk bile yapmadan TUS ile uzmanlık eğitimine başlıyorlar. Çoğu üniversite hastanelerinde uzmanlık eğitiminde doğru düzgün hasta bile görmüyorlar. Uzmanlığı da bitiyorlar. E bu insanlar doktorluk bile yapmadı ki? Demek ki, uzman olmadan önce İNSAN ve DOKTOR olmak lazım.
Bence her tıp doktoru en az 1 yıl mecbur hizmet yapmalı. 1 yılın sonunda uzmanlık eğitime başlayabilmeli. Bu kişilerin önce doktor olmayı öğrenmesi ve sahayı görmesi lazım. Uzmanlık sınavını kazansın, hakkı baki olsun, saha görevi sonrasında başlasınlar uzmanlık eğitimine. Ayrıca üniversite sınavında tıbba yerleşirken yapılan yanlışlar TUS sınavında da yapılıyor. Yurt dışında uzmanlık sınavında puanın yanında kişilerin makalelerine, bilimsel aktivitelerine, sosyal sorumluluk projelerine de bakılıyor. Cerrah olmak isteyenlerin el yeteneğine bakılıyor. Bizde eli zangır zangır titreyen cerrahi yazıyor. Direkt olarak yüzünüze bakamayan, insani ilişki kuramayan doktor psikiyatri yazıyor. Laboratuvarın L'sini sevmeyen temel bilimler yazıyor. Bu kadar da olmaz! Yanlışlar devam ediyor...
Uzman doktorlarımız! sahada hasta bakmak ve nöbet tutmaktan ölümüne kaçıyorlar. Uzmanlık eğitimlerinde bölümün angaryasını çekip eğitim almayan, kendisinin de zaten umurunda olmayan uzmanlarımız özel hastanelerde ve muayenehanelerde daha yüksek ücrete çalışmak, devlet hastanelerinde nöbetten çıkmak ve bizzat hasta bakmamak için oturup doçentliğe çalışıyorlar. Literatüre hiçbir katkısı olmayan ancak YÖK'ün doçentlik kriterlerini sağlayacak çalışmaları yapıyorlar ya da parayla yaptırıyorlar. COVİD zamanında COVİD ile alakalı 5 tane makale yazıp hoca oluyorlar. Sonucunda eğitimci olmak için değil, bu faktörlerden dolayı hoca oluyorlar. Demek ki, hoca olmadan önce İNSAN, DOKTOR ve alanında UZMAN olmak lazımmış.
Bu hocalarımız hoca olduktan sonra para, makam, entrika peşinde koşmaya devam ediyorlar. Aslında bilimsel çalışma, makale, öğrenci - asistan eğitimi, sosyal sorumluluk peşinden koşmaları lazımken. Ancak tıp fakültesinin girişinden başlayan, insan olmakla başlayan bu yola yanlış başlanıp yanlış ilerlendiği için bu sistemin meyvesi olan hocalarımızda da zaten makam, para ve entrika hariç bir şey bekleyemeyiz. Bu sistemin içerisine girmemiş, kazara istenen yere gelmiş hocalarımızı da sistem zaten cezalandırmaktadır.
Son Söz
Sn Doktor bilmem kim
Sn Uzman Doktor bilmem kim
Sn. .... hastalarıkları uzmanı Profesör Doktor bilmem kim...
Bu unvanları isminin başına yazabilirsin ancak:
İnsan olmadan doktor unvanı alabilirsin, ancak hekim olamazsın. Tıp doktorluğu akademik bir derecedir.
Doktor olduktan sonra uzman olabilirsin, ancak alanında alanında uzman ve hekim olamazsın.
Uzman olduktan sonra profesör olabilirsin, ancak öğretmen, hoca, uzman ve hekim olamazsın.
Bir tıp fakültesi profesörü, tıp öğrencilerine şöyle diyor: "Oğlum eşeği bağlasan mezun olur". Tıp fakültesi eğitimi elinde olan bir kişinin bu sözü demesi ne kadar ayıp. Ama öğrencinin de cevabı altta kalmıyor: "Biraz daha başlarsan da hoca olur!". Böyle hocaya böyle öğrenci...
Ne ekersen, onu biçersin.
Saygılarımla.
21 Eylül 2020 Pazartesi
Eğitimin Dünü, Olması Gereken Bugünü ve Olur Mu Bilmeyiz Yarını
Değerli dostlar hepinize merhabalar.
Ülkemizde EĞİTİM dediğimiz zamanda hepimizin yarasıdır. Diğer yandan da hepimizin üzerine kafa yorduğu bir alandır. Her konuşmamızda bir şeyler yaparız, yıkarız, keşkeler çekeriz. Ben de bugün uzun zamandır olması gereken ama yapılmayan, pandemi süreci ile nihayet yapılmak zorunda kalınan eğitim hamlelerinden bahsedeceğim.
Yazıda üzerinde durulacak EĞİTİM kavramı tabi ki yüksek öğretim ve yetişkin eğitimi genelince tıp eğitimi özelinde olacaktır.
Eğitimin Geçmişi
Eğitimin geçmişi dediğimiz zaman Harvard, Johns Hopkins gibi Oxford gibi batılı ekollerin oluşturduğu ve günümüze kadar gelen eğitim tarzından bahsediyoruz. Teorik eğitim ile başlayan pratik eğitimle desteklenen, usta çırak ilişkisini önemseyen tıp eğitimi. Bu ekoller oluştuğundan bu yana son 200 yılda eğitimin üzerine çok bir şey koyabilmiş ya da çok bir ilerleme kaydedebilmiş değiliz.
Eğitim Olması Gereken Bugünü
Eğitimin olması gereken hali ise mümkün olan her alanda dijitalleşmiş, sanallaşmış olması ve bundan arta kalan zamanlarda yüz yüze teorik ve pratik derslerin verilmesi idi.
Bugün beğenelim ya da beğenmeyelim TUS dersaneleri 2005'li yıllardan bu yana OFFLINE adı altında eğitim vermekteler. Bildiğiniz üzere bu eğitim şekli yüz yüze verilen derslerin video kayıtlarının alınması ve bilgisayar salonlarında öğrencinin istediği zaman izleyebilmesi hatta istediği yerde hızlandırabilmesi, geri alabilmesi, ileri sarabilmesi gibi imkanlara da olanak sağlayan bir eğitim şekli. Günümüzde TUS dersanelerinin OFFLINE eğitimleri telefonlardan veya bilgisayarlardan istediğimiz yerde ulaşabileceğimiz bir noktaya bile geldi. TUS sektörü genel olarak temiz bir sektör değil ama dijital olanakları çok iyi şekilde kullanmaktalar.
TUS sektörü ile aynı şekilde tıp fakülteleri dönem derslerini video olarak kaydedip öğrencilerinin her zaman ulaşabilecekleri bilgisayarlara koyamazlar mı? Her yerden ulaşılabilecek online platformlar oluşturulamaz mı? Pratik derslerde öğretilen muayene yöntemleri, hastaya yaklaşım gibi gibi konular video serileri ile anlatılamaz mı? Günümüzde tıp eğitiminin ve diğer yüksek öğretimlerin gelmesi gereken nokta bu değil miydi? Ama şimdiye kadar bunca dijital imkana rağmen ülkemizde hiçbir çalışma olmadı. İstanbul Tıp Fakültesi (Çapa) gibi Hacettepe gibi ülkemizin öncü tıp kuruluşları bu imkanları sağlayıp ülke geneli bir lokomotif görevi göremezler miydi? Böylece öncü kimliklerini de göstermiş olurlardı. Bu kurumlar harici bir kurum kalkıp bu işi yapsa kalkıp takdir etmez miydik?
Tıp eğitimin bugün olması gereken, dönem dönem tüm teorik ve pratik derslerin video ile çekilerek internete yüklenmesi ve her dersin ders notunun öğrencinin bilmesi gerektiği kadar düzeyinde hazırlanıp belli olması idi. Öğrenci için ders notu hazırlamazsanız öğrenciyi bilmesi gerekenden çok fazlasına yani TEXTBOOKlara mahkum edersiniz. Textbook ders çalışma yeri değil adından da belli olduğu kaynak kitaptır ve belirli bir konuda ayrıntı bir bilgi gerektiği zaman başvurulur.
Fırsat varken 2000li yıllardan bu yana bu adımlar atılmadı ve bir anda 2020 yılında pandemi ile beraber apar topar çalışmalara başlandı. Zamanında bu adımlar atılsaydı şimdi fakülteler zor durumda kalmazdı. Eğitimde dijitalleşme açısından pandemi indükleyici bir etken oldu. Biz de bu salgını insanlık olarak hakettik.
Örneğin Milli Eğitim Bakanlığı EBA TV adında bir oluşuma girdi. Bu girişim önceden de olamaz mıydı mesela. MEB bünyesinde ülkemizde bir milyonu geçkin öğretmen bulunmaktaymış. Her alandan en iyi birkaç öğretmen bulunup dersler kayda alınsa internete yüklense, öğrenciler veya her yaştan kişiler istediği zaman bu dersler izleseler fena olmaz mı? Mesela ben lise eğitimi alırken türev ve integral konularının üzerinde durmamıştım. Çünkü üniversite sınavında bu derslerden soru çıkmıyordu. Sonrasında tıp okuduğum için öğrenme şansım olmadı. Şu an bunu bir eksik olarak hissediyorum. MEB ilkokul, ortaokul ve lise derslerini ülkedeki en iyi öğretmenlere anlattırarak internete yüklese ben de türev ve integral derslerini sisteme girerek izlesem fena olmaz mı? Yıllardır eğitim eşitsizliklerini konuşuyoruz. Böyle bir sistem olsa eğitimde eşitsizlik kalır mı?
Tıpta İstanbul Tıp Fakültesi veya Hacettepe tıp eğitimi için videolar çekse ve yayınlasa, ülkenin her bölgesinden ve fakültesinden öğrenciler bu videoları izleseler tıp eğitimde eşitsizlik minimuma inmez mi? Hatta ülkemizin tıpta öncü rolü sayesinde Türki Cumhuriyetler, Balkan ülkeleri bile bu imkanlardan faydalanacaklardır.
Daha tıp öğrencisi olduğum dönemden bu yana tıp eğitimde ONLINE veya OFFLINE ne derseniz deyin imkanların gelişmesini savundum. Yıllar önce İstanbul Tıp Fakültesi'nde ilk HEKİMLİĞE MERHABA derslerini organize ederken dersler sırasında kaydedilen kayıtların ülkedeki tıp doktorlarının ve tıp öğrencilerinin kullanımına açılmasını savundum. Bu yıl yapılan HEKİMLİĞE MERHABA eğitimleri nihayet sonunda ONLINE olarak yapılmış ve ülke geneli 10.000 doktor bu eğitimlere katılmış. Bu güzel bir gelişme ama dersler neden bir platforma kaydedilmiyor, doktorlar daha sonra neden izleyemiyor? Kaybınız olmaz, hatta ülke genelinde öncü fakülte olma kimliğinizi pekiştirirsiniz.
Eğitimin Yarını
2010 yılından beri takip ettiğim bir girişim var: Khan Academy. Eğitim dijitalleşmesi alanında çalışan bir kurum. Kurucu Selman Khan MIT mezunu bir mühendis. Kuzenine matematik dersi anlatırken anlattığı dersleri video haline getiriyor ve YouTube'a yüklemeye başlıyor. Kısa zamanda dünya geneli talebi gören ve işin geleceğinin farkına varan Salman Khan "Khan Academy" girişimini kuruyor. Bugün itibariyle 5.9 milyon abonesi var. Binlerce video yüklenmiş, toplamda milyar izlenme geçilmiş durumda. Birçok dilde her alandan eğitim videoları var.
Khan Academy birçok ülkenin milli eğitim bakanlıkları ile yıllardır eğitimin dijital geleceği üzerine çalışıyor. Felsefeleri şu şekilde: Teorik eğitimin mümkün olduğunca dijital ortamda videolarla verilmesi, öğretmenin öğrenci ile çoğunlukla rehberlik ve takip amaçlı görüşmesi. Mevcut sistemde öğretmen hafta 40 saat ders varsa 40 saatini de ders anlatarak geçiriyor. Rehberlik ve takibe hiç zaman ayırmıyor. Khan Academy sisteminde ise teorik derslerin çoğu dijital ortamda veriliyor. Öğretmen kendi sisteminde hangi öğrencinin hangi dersi ne kadar izlediğini, ders sırasında ve sonunda çıkan seviye belirleme sorularını ne kadar cevapladığını görüyor. Öğrencinin eksik kaldığı yerleri bire birde kapatabiliyor. Teorik eğitim yükünden kurtulan öğretmen daha çok rehberlik, takip ve eksiklerin kapatılmasına odaklanıyor. Öğrencinin ders gidişatını somut olarak değerlendirip eksikleri giderebiliyor.
İşte Khan Academy modelinin tıp eğitimine de uygulanması gerekir. Teorik ve pratik dersler sisteme yüklenmelidir. Öğrenci istediği zaman dersleri izleyebilmeli, istediği yerde durdurup tekrar edebilmelidir. Öğrenciden sorumlu öğretim üyesi de öğrencinin gidişatı takip etmelidir. Yazılı, sözlü ve uygulamalı sınavlarla ve öğrencinin sistemi takibinden aldığı başarı puanları ile de öğrencinin başarısı değerlendirilmelidir. Kayıtlı dersler sadece tıp öğrencilerinin değil aynı zamanda tıp doktorlarının da faydalanmasına açılmalı bu şekilde mezuniyet sonrası yetişkin eğitimi de aynı zamanda sağlanmalıdır.
Uzman ve pratisyen doktorlara her 5 yılda bir board sınavları yapılmalı, böylece tıp doktorlarının da kendilerini geliştirmeleri, güncel kalmaları sağlanmalı, köhneleşmeye ve körelmeye izin verilmemelidir. Board sınavlarını veremeyen hekimlerin hekimlik yapmalarına izin verilmemelidir.
Sistematik ve Standardize Bir Eğitim
Yazıyı okurken yukarıdaki bazı önermelerin ve örneklerin ülkemizde de bulunduğu düşünebilir ve belirtebilirsiniz. Evet, bazı ders videoları veya muayene yöntemleri videoları internette bulunmakta ve ulaşılmaktadır.
Diğer yandan benim bahsettiğim ve savunduğum şey tıp fakültesi boyunca alınan her dersin her konusunun sistematik bir biçimde, alanında yetkin öğretim üyeleri tarafından ele alınarak sunulmasıdır. Mümkünse bir veya birden fazla tıp fakültesi tarafından organize edilmesidir.
İnternette şu an bulunan ve ulaşılabilen bazı eğitim materyalleri tıp eğitiminin çok küçük bir kısmını kapsamaktadır. Dolayısıyla sistematik değildir. Bazı materyaller ise bilimsel yetkinliği bilinmeyen kişiler tarafından hazırlanmış olup bilimsel geçerliliği belli olmayan materyallerdir ki bunlara güvenilemez. Dolayısıyla tüm tıbbı kapsayan sistematik ve standardize bir eğitim modulü olması gerekmektedir.
Tıp Eğitimi ve Bilişimi Anabilim Dalı???
Aslında yazının başından bu yana en çok görev düşen kişiler pek çoğunuzun varlığını bile bilmediği, fakültelerimizde bulunan TIP EĞİTİMİ VE TIP BİLİŞİMİ anabilim dalları öğretim üyeleridir. Lakin bu anabilim dalları genellikle fakültelerin en etkisiz anabilim dallarıdır. Hatta bu anabilim dallarında bulunan öğretim üyeleri TIP DOKTORU kökenli bile olmamakta, tıp eğitiminin mahiyetinden, maddi ve manevi değerinden bile anlamayan kişiler olmakta. İşte görüyorsunuz TIP EĞİTİMİ VE TIP BİLİŞİMİ anabilim dalının önemini, bir tıp doktorunun bu alanda doktora yapmasının ve tıp eğitimi üzerine kafa yormasının ne derece önemli olduğunu.
Sonuç
Konuşacak laf çok. İşin özü bize tıp eğitimine kafa yoran, bu noktada bayrağı ileri taşımak isteyen öğretim üyeleri, öğrenciler ve tıp fakülteleri lazım. Kim ki bunu yapar tıp eğitimine ve tarihine adını altın harflerle kazır. Kim ki bunu yapmaz büyük fakülteyim, tarihim şöyle böyle diye geçinmesin.
Yıllardır tıp eğitiminde bir ilerleme kaydedilmesi için pandemi mi olmak zorundaydı? Dijital ve teknolojik imkanlar elinizin altında iken neden yapmadınız? Zararın neresinden dönersek kardır. Umarım bundan sonrasında olmamız gereken noktaya ulaşırız.
Sağlıkla...
23 Aralık 2019 Pazartesi
Her Tıpta Doktora Öğrencisinde Bulunması Gereken Bilgi ve Beceriler
Aslında işin özeti de sonucu da şu: Tıp öğrencisi olduğunuz zamanları düşünün. Dersinize gelen hocaların nasıl olmasını isterdiniz, bir düşünün. Bilgili, bilimsel, alanında önde gelen, eğitim becerileri yüksek, öğrenci psikolojisinden anlayan, etik kodlara bağlı, ... vs. Bu sıfatları devam ettirebiliriz. Bir vatandaş olarak ülke politikalarına yön veren öğretim üyelerinin nasıl olmasını isterdiniz? Hastaneye gelen bir hasta olarak nasıl bir doktora muayene olmak isterdiniz? Randomize klinik kontrollü bir deneye kaydolan katılımcı olarak nasıl araştırmacılarla çalışmak isterdiniz? Açıkçası siz de öyle olmaya çalışın. İleride bir gün siz de öğretim üyesi olacaksınız. Bir zamanlar olmasını istediğiniz öğretim üyesi olma şansınız, öğrencilerinize, hastalarınıza, yurttaşlarınıza da bunu sunma imkanınız var. Bunu unutmayın.
9 Haziran 2019 Pazar
Her Tıp Öğrencisi ve Doktorunun Okuması Gereken Bir Kitap: Aziz Sancar ve Nobel'in Öyküsü
Prof. Dr. Aziz SANCAR 2015 yılında Nobel Kimya Ödülü'nü alarak ülkemizin bilim alanında Nobel Ödülü alan ilk vatandaşı oldu. Bu büyük bir gurur kaynağı. Böyle büyük bilim adamlarının hayat ve başarı öykülerini okumak gerekir.Tıp fakültesinde öğretim üyelerinin önemli Türk bilim adamlarından bahsetmeleri gerekir. Bir İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi (şu an resmi ismi böyle oldu, eskiden İstanbul Tıp Fakültesi idi) mezunu olarak hocalarımız bizlere Cihat ABAOĞLU, Mahzar Osman UZMAN, Erich FRANK, Muzaffer AKSOY gibi efsane hocalardan bahsettiler. Ama biyokimya, biyofizik gibi derslerde Aziz SANCAR hocadan hiç bahsetmediler. İsmini Nobel Ödülü aldıktan sonra duymamı bir ayıp olarak sayıyorum. Bu kişilerin hayatlarını ve başarı hikayelerini okumak genç tıp öğrencilerine ve tıp doktorlarına birer motivasyon kaynağı ve yol gösterici oluyor. İşte bundan dolayı okumamız gereken bazı kitaplar var.
Bilime Adanmış Bir Ömür: Muzaffer Aksoy
Ülkemizde tıp bilimine en çok katkı yapmış bilim adamlarımızdan birisi Prof. Dr. Muzaffer AKSOY'dur. Ana çalışma alanı Dahiliye Hematoloji'dir. En önemli buluşu benzen lösemi ilişkisini bulması ve bilimsel olarak kanıtlamasıdır. Ayrıca Hemoglobin İstanbul ve Çapa gibi keşifleri de vardır. Bilim aşkı ve yöntemini öğrenmek adına Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) yayınlarından çıkan "Bilime Adanmış Bir Ömür: Muzaffer Aksoy" kitabını okumanızı öneririm. Yazının başlığında geçen Aziz Sancar kitabından önce bu kitabı tavsiye etme nedenim Muzaffer AKSOY hocanın Aziz SANCAR daha üniversite öğrencisi iken kendisine mentorluk yapmasıdır.
Aziz Sancar ve Nobel'in Öyküsü
Aziz SANCAR'ın Nobel Ödülü alması ile birlikte uzun yıllardır arkadaşı olan ve Nobel Ödülü'nü almasını bekleyen bilim gazetecisi Orhan BURSALI Aziz hocanın hayatını ve başarı öyküsünü yazmaya başladı. Kitap 2016 yılında yayınlandı. Bence her tıp öğrencisi ve doktoru bu kitabı okumalı. Maalesef ki bu büyük tıp adamları tıp fakültesi derslerinde Türk tıp öğrencilerine anlatılmıyor. Biz de kendimiz okumak zorundayız. Kitap Kırmızı Kedi yayınlarından çıkmış durumda. Rahat okunan dili sade bir kitap. Bir ya da birkaç günde zorlanmadan okuyabilirsiniz.
İyi okumalar.
31 Mayıs 2019 Cuma
Yönetici Pozisyonunda Çalışmak İsteyen Hekimler İçin Yüksek Lisans Doktora ve Lisans Eğitimlerinin Önemi
Uzun zamandan beri yüksek lisans, doktora ve açıköğretim gibi eğitim imkanlarını siz tıp doktorları için yazmaya ve paylaşmaya çalışıyorum. Bunları yaparken herkesin okuma sevdalısı, kendini bilimsel ve akademik olarak geliştirmeye çalışan idealist kişiler olduğunuzu düşünerek yapıyorum. Ondan dolayı maddi yararlarına pek girmiyorum. Diğer yandan bu eğitimlerin maddi yararları da yadsınamaz. Uzun zamandır sizlerden bu yönde sorular geliyordu eğitim imkanlarının sağlıkta yöneticilik pozisyonlarına etkisi üzerine.
Mevzuat denizi tabi ki çok büyük. Mevzuat içerisinde tıp doktorları için yüksek lisans, doktora ve tıp harici lisans eğitimlerinin faydalarını iki yerde yakaladım. Onları sizlerle paylaşacağım.
Sağlık Yöneticiliği ve Başhekimliklere Etkisi
Her tıp doktoru aynı zamanda bir yöneticidir. Yönetim, özelde sağlık yönetimi, bilmesi gerekir. Çünkü tüm tıp doktorları bir birimi ve belirli sağlık çalışanlarını idare etmektedir. Diğer yandan sağlık alanında yönetici olmak isteyen ve başhekimlik gibi pozisyonları düşünen tıp doktorları olabilir. Burada 694 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (25.08.2017 tarih ve 30168 sayılı Resmi Gazete) ile gelen ve 18.04.2018 tarihinde güncellenen Madde 190'da şu şekilde geçmektedir:
Eğitim ve araştırma hastaneleri başhekiminin eğitim görevlisi tabip veya tıp alanında doçent veya profesör unvanlı tabip; diğer hastane başhekimlerinin uzman tabip veya tıp, hukuk, kamu yönetimi, işletme, sağlık yönetimi alanında lisans, yüksek lisans veya doktora eğitimi almış tabip; yüz yatağın altındaki hastane başhekimlerinin tabip; ağız ve diş sağlığı ile ilgili hastanelerde başhekimin diş hekimi olması; başhekim yardımcılarının ise tıp, diş hekimliği veya eczacılık öğrenimi almış olması veya lisansüstü eğitim yapmış olmaları kaydıyla sağlık bilimleri lisansiyeri olması gerekir.
Maddede hastane başhekim ve başhekim yardımcısı olma şartları düzenlenmektedir. Eğitim ve araştırma hastanesi (EAH) başhekimlerinin öğretim görevlisi, doçent veya profesör gibi bir akademik unvana sahip olması gerekmektedir.
Diğer hastanelerin başhekimlerinin uzman doktor ya da tıp, hukuk, kamu yönetimi, işletme, sağlık yönetimi olanlarında lisans, yüksek lisans ya da doktora eğitimi almış tıp doktoru olması gerekmektedir. Buradan şunu anlamaktayız:
- Eğitim ve araştırma hastaneleri hariç özel ve devlet hastanelerine başhekim olmak için öncelikle tıp doktoru olmanız gerekmektedir.
- Tıp doktoru olmanın yanında tıp alanında bir yüksek lisans ya da doktora sahibi olmak ya da
- Tıp doktoru olmanın yanında açıköğretim ya da örgün öğretim fark etmez hukuk, kamu yönetimi, işletme veya sağlık yönetimi alanında lisans bitirmiş olmak ya da
- Tıp doktoru olmanın yanında hukuk, kamu yönetimi, işletme veya sağlık yönetimi alanında yüksek lisans ya da doktora sahibi olmak gerekmektedir.
Sağlık Yönetimi İçin Açıköğretim ve Tezsiz Yüksek Lisans Karşılaştırması
Sağlık yönetimi alanında tezsiz yüksek lisans mı ya da açıköğretim lisans/önlisans mı bitirmek daha avantajlı şeklinde çok soru gelmektedir. Yukarıda da görüldüğü gibi sağlık yönetimi alanında yüksek lisans yapmış olmak ya da işletme, sağlık yönetimi gibi alanlarda lisans mezunu olmak yöneticilik için gerekebilmektedir. Bu açıdan lisans mezunu olabilmek için 2 yıllık sağlık kurumları işletmeciliği ya da yönetimi yeterli olmayacaktır. Bu eğitimi 4 yıla tamamlamak gerekecektir. Sağlık yönetimi bölümünün 2 yıllık önlisans ve 4 yıllık lisans bölümleri açıköğretimde ya da örgün olarak bulunmaktadır. Yukarıdaki şartlarda başhekim olabilmek için ya 4 yıllık sağlık yönetimine başlayıp bitimek ya da 2 yıllık önlisans bölümünü bitirip Dikey Geçiş Sınavı (DGS) ile kolayca 4 yıllık Sağlık Yönetimi ya da İşletme bölümüne geçmeniz gerekmektedir. 4 yılda 2 diploma almak istiyorsanız 2 yıllık sağlık kurumları işletmeciliğini bitirip DGS ile 4 yıllık işletme ya da sağlık yönetimi bölümüne geçebilirsiniz.
Açıköğretimde lisans mezunu olmak çok maliyetli bir eğitim değildir. Dönemine 200 - 300 lira arası bir maliyetle 8 dönem 4 yılda bitebilir. Diğer yandan Sağlık Yönetimi Tezsiz Yüksek Lisansı 3 ya da 4 dönemde yani 1,5 - 2 yılda kısa sürede bitmekte ama maliyet olarak 5.000 - 20.000 lira arası gibi yüksek bir maliyet gerektirmektedir.
Açıköğretim ile lisans bitirmek için derslere girmenize gerek yoktur, Çok çalışmadan ve yılda 4 ile 6 haftasonu sınavlara girerek mezun olabilirsiniz. Diğer yandan Sağlık Yönetimi yüksek lisansı için derslere katılmanız, sunum yapmanız, ödev hazırlamanız, sınavlara girmeniz ve yüksek lisansı bitirebilmek için proje ödevi yapmanız gerekmektedir. Yüksek lisans süre olarak kısa olsa da daha yoğun bir eğitimdir.
Bu noktada bu hususları göz önünde bulundurarak seçim yapmak size düşmektedir.
Toplum Sağlığı Merkezi Başkanlığı
Mevzuatta geçen diğer bir konu ise Toplum Sağlığı Merkezi (TSM) başkanı olabilmek için geçen eğitim hiyerarşisidir. Toplum Sağlığı Merkezi ve Bağlı Birimler Yönetmeliği'nde (05.02.2015 tarihli ve 29258 tarihli Resmi Gazete) Madde 6'da TSM başkanının nasıl atanacağına dair şu madde geçmektedir:
Toplum sağlığı merkezine, müdürlüğün teklifi ve Kurumun onayı ile bir hekim, TSM başkanı olarak görevlendirilir. Görevlendirme, tercihen aşağıdaki kişiler arasından, sıralamaya uyularak yapılır;a) Halk sağlığı uzmanı ya da epidemiyoloji uzmanı hekimler,
b) Halk sağlığı ya da epidemiyoloji alanında doktora yapmış olan hekimler,
c) Halk sağlığı ya da epidemiyoloji alanında yüksek lisans yapmış olan hekimler,
ç) Yönetimle ilgili alanlarda doktora ya da yüksek lisans yapmış olan hekimler,
d) Bakanlıkça ya da Kurumca onaylanmış toplum sağlığı ile ilgili alanlarda sertifikalı eğitim alan hekimler öncelikli olmak üzere diğer hekimler.
Toplum Sağlığı Merkezi başkanlığı her ne kadar taşra teşkilatında bürokratik olarak çok önem verilen bir yönetim pozisyonu olmasa da halkın sağlığına doğrudan etki etmesi nedeniyle önemli bir pozisyondur. Bundan dolayı yönetmelikte başkan olabilmek için yukarıdaki gibi bir hiyerarşi belirlenmiştir.
TSM başkanı olabilmek için ilk seçenek halk sağlığı ya da epidemiyoloji alanlarından birisinde tıpta uzmanlık ya da yandal yapmış olmaktır. İkinci sırada ise yine aynı alanlarda doktora eğitimi gelmektedir. Üçüncü sırada ise bu alanlardan alınmış yüksek lisans eğitimi gelmektedir. Doktora ve tıpta uzmanlık eğitimleri düzey olarak denk eğitimlerdir. Tıpta uzmanlık eğitiminin önde olmasının sebebi sahaya ve uygulamaya yönelik olması ve Sağlık Bakanlığı tarafından kabul edilmesidir. Halk sağlığı ya da epidemiyoloji doktorası sahibi hekimler uzman doktor olarak kabul edilmemektedir. Çünkü doktora bir saha ve uygulama derecesi değil akademik bir derecedir. Bunlara rağmen yönetmelikte halk sağlığı doktorası ya da uzmanlığı eşit derecede kabul edilebilir, bunun önünde bir engel yoktur.
Dördüncü sırada ise yönetimle alakalı yüksek lisans ve doktora yapmış hekimler maddesi geçmektedir. Burada yönetimden kasıt işletme ve sağlık yönetimi bölümleridir. Sağlık yönetimi yüksek lisansı (MHA) ya da işletme yüksek lisansı (MBA) ya da doktora yapmış hekimler de önceliklendirilmektedir.
Sonuç
Sağlık alanında yönetim pozisyonlarına alanında eğitim almış hekimlerin önceliklendirilmesi birkaç alanda başlamış durumda. Bunu bir başlangıç olarak kabul ediyor ve ilerleyen zamanlarda birçok alanda artarak devam edeceğini umuyorum. Siz tıp doktorları da hem eğitim sevdasıyla ve geleceğe yatırım olarak LİSANS, YÜKSEK LİSANS ve DOKTORA eğitimlerinize devam ediniz. Eğitime yapılan yatırım boş kalmayacaktır.
Yasal mevzuatta ya da haricinde geçen konuyla alakalı bildiğiniz uygulamalar varsa lütfen sizler de burada paylaşınız.
Hepinize kariyerinizde başarılar dilerim.
30 Mart 2019 Cumartesi
Genel İngilizce ve Tıbbi İngilizce
Aslında konu başlığı belki de yabancı dil olmalı ama artık yabancı dil eşittir İngilizce halini almıştır.
Bu yazıda bir tıp doktoru için İngilizce'nin gerekliliğine ve nasıl öğrenilmesi gerektiğine değinelim.
Bir Tıp Doktoru İçin İngilizce Gerekli Midir?
Atalarımız "bir dil bir insan, iki dil iki insan" demektedirler. Aslında yabancı dil bilgisini, görgüsünü ve kültürünü artırmak isteyen herkes için gerekliliktir. Yabancı dil, özellikle İngilizce ise bir tıp doktoru için olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Çünkü tıbbi literatür çok hızlı değişmektedir. Tıbbi literatürün çoğu dilimize çevrilmemekte ya da çevrilenler ise Türkçe'ye çevrilene kadar yıllar geçmektedir. Dolayısıyla tıbbi gelişmeleri kaynağından ve hızlı bir şekilde öğrenmek adına İngilizce bilmek bir tıp doktoru için gerekliliktir.
Yabancı Dilde Tıp Eğitimi Olmalı Mı?
Yabancı dilde tıp eğitimi günümüzde oldukça popüler hale gelmiştir. Zamanında bir profesörün dediğini ben de kendime şiar edindim: "Bir tıp doktoru muhakkak İngilizce bilmeli ama tıp eğitimi Türkçe olmalıdır". Evet İngilizce bilmek ve İngilizce Tıp okumak farklı şeylerdir. Kişi bir bilimi en iyi kendi dilinde öğrenir. Bundan dolayı tıbbiye Türkçe olmalıdır. Diğer yandan öğrenciler iyi bir Genel İngilizce ve Tıbbi İngilizce eğitimi ile desteklenmelidir.
Tarihsel geçmişimize baktığımızda ülkemizin ilk ve o zamanlar tek tıp fakültesi, bugünkü İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi'nin kökeni olan Tıbbiye-i Şahane 1900'lü yılların başlarına kadar o zamanın popüler yabancı dili olan Fransızca eğitim yapmıştır. Öğrencilerin çok zorlanması ve öğrenmede kısıtlılıklar nedeniyle 1900'lü yılların başlarında eğitim dili Türkçe'de dönmüştür. Atatürk devrinde ise Nazi Almanya'sından kaçan Yahudi bilim adamları İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne geldiklerinde önlerine konulan şartlar Türkçe öğrenmeleri, eğitimi Türkçe olarak vermeleri ve Türkçe bir ders kitabı yazmaları idi. Tarihsel arka planımız ortadadır.
İngilizce bir tıp fakültesinden mezun olan kişinin yabancı dil sorunu olmayacağı açıktır. Lakin iyi bir doktor olmak noktasında eğitimini alabildiği noktasında şüpheler doğmaktadır.
Genel İngilizce Tıbbi İngilizce Farkı
Bir dilin tamamına genel diyebiliriz Tıbba özel tarafını ise Tıbbi İngilizce olarak tanımlayabiliriz. Genel İngilizce içerisinde ana olarak bildiğimiz dört beceri, yani Okuma, Dinleme, Yazma ve Konuşma vardır. Tıbbi İngilizce ise sadece tıbbi terimler üzerinden okuma üzerine olan bir bilimdir. Tıbbi İngilizce eğitimi olarak tıbbi olarak dört beceriyi de öğreneceğini sananlar yanılırlar. İngilizce'yi bir piramit olarak düşünürsek tabanı genel İngilizce oluşturmaktadır. Tıbbi İngilizce ise piramidin üst kısmında olan özel bir kısımdır. Bir kişi Genel İngilizce öğrenmeden öğrendiği Tıbbi İngilizce yarım kalmaktadır. Öncelikle Genel İngilizce öğrenmek sonrasında ise Tıbbi İngilizce öğrenmek en doğrusudur.
Tıbbi İngilizce kişinin tıbbi olarak konuşmasını, dinleme ve yazma becerilerini kazanmasını sağlamaz. Ancak Genel İngilizce üzerine olan Tıbbi İngilizce eğitimi bunu sağlayabilir. O zaman Tıbbi İngilizce eğitimi neye yarar?
- Genel İngilizce bilmeyenler için en azından tıbbi makale ve kitapları okuyacak kadar bir İngilizce bilmeye yarayabilir.
- Eskiden yapılan TUS İngilizce sınavı gibi YÖKDİL Sağlık Bilimleri Sınavı gibi İngilizce sınavlarını geçmeye yarayabilir.
- Beginner - A1
- Elementary - A2
- Pre-Intermediate - B1
- Intermediate - B2
- Upper-Intermediate - C1
- Advance - C2
![]() |
| Sınav Puanları ve İngilizce Seviye Karşılıkları |







