aziz sancar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aziz sancar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2019 Pazar

Her Tıp Öğrencisi ve Doktorunun Okuması Gereken Bir Kitap: Aziz Sancar ve Nobel'in Öyküsü

Prof. Dr. Aziz SANCAR 2015 yılında Nobel Kimya Ödülü'nü alarak ülkemizin bilim alanında Nobel Ödülü alan ilk vatandaşı oldu. Bu büyük bir gurur kaynağı. Böyle büyük bilim adamlarının hayat ve başarı öykülerini okumak gerekir.

Tıp fakültesinde öğretim üyelerinin önemli Türk bilim adamlarından bahsetmeleri gerekir. Bir İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi (şu an resmi ismi böyle oldu, eskiden İstanbul Tıp Fakültesi idi) mezunu olarak hocalarımız bizlere Cihat ABAOĞLU, Mahzar Osman UZMAN, Erich FRANK, Muzaffer AKSOY gibi efsane hocalardan bahsettiler. Ama biyokimya, biyofizik gibi derslerde Aziz SANCAR hocadan hiç bahsetmediler. İsmini Nobel Ödülü aldıktan sonra duymamı bir ayıp olarak sayıyorum. Bu kişilerin hayatlarını ve başarı hikayelerini okumak genç tıp öğrencilerine ve tıp doktorlarına birer motivasyon kaynağı ve yol gösterici oluyor. İşte bundan dolayı okumamız gereken bazı kitaplar var.

Bilime Adanmış Bir Ömür: Muzaffer Aksoy


Ülkemizde tıp bilimine en çok katkı yapmış bilim adamlarımızdan birisi Prof. Dr. Muzaffer AKSOY'dur. Ana çalışma alanı Dahiliye Hematoloji'dir. En önemli buluşu benzen lösemi ilişkisini bulması ve bilimsel olarak kanıtlamasıdır. Ayrıca Hemoglobin İstanbul ve Çapa gibi keşifleri de vardır. Bilim aşkı ve yöntemini öğrenmek adına Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) yayınlarından çıkan "Bilime Adanmış Bir Ömür: Muzaffer Aksoy" kitabını okumanızı öneririm. Yazının başlığında geçen Aziz Sancar kitabından önce bu kitabı tavsiye etme nedenim Muzaffer AKSOY hocanın Aziz SANCAR daha üniversite öğrencisi iken kendisine mentorluk yapmasıdır.

Aziz Sancar ve Nobel'in Öyküsü




Aziz SANCAR'ın Nobel Ödülü alması ile birlikte uzun yıllardır arkadaşı olan ve Nobel Ödülü'nü almasını bekleyen bilim gazetecisi Orhan BURSALI Aziz hocanın hayatını ve başarı öyküsünü yazmaya başladı. Kitap 2016 yılında yayınlandı. Bence her tıp öğrencisi ve doktoru bu kitabı okumalı. Maalesef ki bu büyük tıp adamları tıp fakültesi derslerinde Türk tıp öğrencilerine anlatılmıyor. Biz de kendimiz okumak zorundayız. Kitap Kırmızı Kedi yayınlarından çıkmış durumda. Rahat okunan dili sade bir kitap. Bir ya da birkaç günde zorlanmadan okuyabilirsiniz.

İyi okumalar.


19 Ekim 2015 Pazartesi

Aziz Sancar, MD, PhD ve Nobel

2011 yılının sonundan bu yana MD PhD Türkiye adlı bu blogda tıp doktorları için doktora yani PhD imkanları üzerine durmaya çalışıyoruz. Bu blogun amaçlarından birisi de tıp doktorlarına temel bilimler üzerine çalışma yollarını göstermek ve bu yolda çalışmalarını sağlamaktı. Birkaç hafta önce Prof. Dr. Aziz SANCAR'ın Nobel ödülünü kazanması ne kadar doğru bir yolda olduğumuzu göstermiş oldu. Ondan dolayı Prof. Sancar'la alakalı bir yazı yazmak ve hayatında bazı noktaların üstünü çizmek bir gereklilik oldu.

Prof. Dr. Aziz Sancar

Prof. Sancar, 1946 yılında Mardin'in Savur ilçesinde dünyaya gelir. Babası eğitimli olmasa da eğitime çok değer veren bir insandır. Bunu 1960'lı yıllarda oğlunu üniversite sınavına sokmasından ve İstanbul'a okumaya göndermesinden anlıyoruz.

1963 yılında üniversite sınavına girer ve çok istediği iki bölümden birisi olan tıp fakültesini tercih eder. İstediği diğer bölüm ise Kimyadır. 1963 yılında başladığı İstanbul Tıp Fakültesi'ne başlar. Kimyaya olan ilgisi sayesinde tıp fakültesinde Biyokimya alanına merak sarar. Zamanın biyokimya hocalarının da teşviki ve olumlu etkisiyle daha tıp fakültesi 2. sınıfta iken biyokimya alanında araştırmalar yapmaya ve kendini geliştirmeye başlar. Kendisinin ifadesiyle, İstanbul Tıp Fakültesi Avrupa'nın en iyi tıp fakültelerinden birisidir. Genç yaşta hedefini seçmiş, temel bilimler araştırmacısı olmaya karar vermiş ve bu yolda yürümeye başlamıştır.

Tıbbiyeyi bitirdikten sonra 2 yıl Mardin Savur'da mecburi hizmet yapar. O günleri çok güzel günler olarak hayırla yad eder. Biyokimya alanında "fotoreaktivasyon" konusuna ilgi duyan Sancar, derinlemesine araştırmalar yapmak üzere Dallas'taki Teksas Üniversitesi'nin yolunu tutar. Bu üniversitede "Moleküler Biyoloji" konusunda doktora çalışmalarına başlar.

Doktora sırasında, öncesinden güçlü bir deney tecrübesi olmadığı için kendini deney yapma konusunda geliştirmeye çalışır. Yaptığı deneylerden bir tanesinde ne yaparsa yapsın başarısız olur. Aynı bölümdeki doktora öğrencilerinden birisi "senin deneysel araştırmaya kabiliyetin yok, en iyisi doktorluğa dön" der. Buna rağmen pes etmez ve çalışmaya devam eder. 1977 yılında "fotoliyaz" enziminin işleyişinden sorumlu geni bulduğu başarılı çalışması ile doktorasını alır. Bu enzim üzerinde çalışan 3 araştırma laboratuvarına başvurur ama olumsuz yanıt alır. DNA onarımı çalıştığı Yale Üniversitesi'nde de uygun kadro olmaması nedeniyle "teknisyen" kadrosunu kabul ederek işe ve çalışmaya başlar. Uygun kadro bulunamamasına, mali sıkıntılara rağmen küsmez ve çalışmalarına devam eder. Sonunda Yale Üniversitesi'nden DNA onarımı konusundaki çalışmaları ile Doçentlik tezini tamamlar.

1982 yılından bu yana Kuzey Karolayna Üniversitesi'ne bağlı Chapel Hill Üniversitesi'nde DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerine çalışmaktadır. Artık bu ana ve büyük dallar arasındaki bağlantılara da odaklanmaktadır ve çalışma odağından şaşmamaktadır. Günde 15 - 16 saat çalıştığı, çok çalıştığı ve izin kullanmadığı için şikayet edildiği söylenir.

Kendi ifadesinde başarısı için “Savur’dayken çok güzel bir ilkokulumuz vardı. Çok iyi, çok fedakâr öğretmenlerimiz vardı. Mardin’deki lisede de aynı şekilde çok iyi öğretmenlerimiz vardı. İstanbul Tıp Fakültesi, Avrupa’nın en iyi üniversitelerinden biriydi. Türkiye’de gerçekten çok iyi bir eğitim gördüm. Bu ödülü, memleketime ve Cumhuriyet devrinin başlattığı eğitime borçluyum.” demektedir. Tabi o zamanın ilkokul ve lise olmak üzere milli eğitimi ve üniversite eğitimi güçlüdür. İdealist olmayı ve idealistleri destekler. Prof. Sancar'ın başarısında bu faktör atlanamaz. Bugün ise milli eğimimiz ve üniversite ortamımız aynı liyakatte değildir. 

Son Söz

Prof. Sancar'ın Nobel Kimya Ödülü'nü alması ve ödülünü ülkesine armağan etmesi bizleri çok sevindirdi. Diğer yandan Prof. Sancar gibi örneklerin ülkemizde çalışma hayatını sürdüren öğretim üyelerinden çıkmaması bizleri üzdü. Umarım ki, gelecekte ülkemizde yapılan bilimsel araştırmalardan da büyük bilimsel ödüller kazanılacaktır. Ayrıca Nobel Kimya Ödülü'nün yanında Nobel Tıp ve Fizyoloji ödülü gibi tıbba özgü ödüllerin de ülkemize gelmesi en büyük dileğimizdir.

Tıp öğrencisi ve tıp doktoru arkadaşlarım. Popüler kültürünün, aile ve toplum baskısının etkisiyle klinik bilimlere yönelen, aslında olması gereken yer temel bilimler olan arkadaşlarımızın yeri klinik değil temel bilimler olmalıdır. Temel bilimlere yönelen arkadaşlarımız hem nitelikli araştırmalar yapacaklar hem de nitelikli tıp öğrencileri yetiştireceklerdir. Yetiştirdikleri tıp öğrencilerine bilim aşkını katacaklar ve tıp fakültesi sıralarından itibaren nitelikli öğrencileri tıpkı Prof. Sancar'da olduğu gibi teşvik edeceklerdir.

Bunun için öncelikle kendimizi ikna etmeliyiz. Prof. Sancar gibi emin adımlarla yürümeliyiz. Daha sonrasında bir şekilde aileye de topluma da açıklanır. Ülkemizin ve tıp fakültelerimizin bilimsel olarak kalkınması siz nitelikli tıp doktorlarının temel bilimlere yönlenmeleri ile mümkündür. Tüm imkansızlıklara rağmen bu yolda yürümeliyiz. Vizyonumuz gelecekte olacağımız yerlerde böyle olmak olmalıdır. Geri kalan  her şey ayrıntıdır.

Soyut olarak yaptığımız konuşmalara somut bir örnek olan Prof. Sancar'a teşekkür ediyorum, kendisini aldığı ödül nedeniyle kutluyorum.

Gelecekte, ülkemizde yapılacak bilimsel araştırmalarla daha nice Nobel ödüllerine.