31 Ağustos 2016 Çarşamba

Yüksek Lisans ve Doktoraya Kavramsal Yaklaşım

Tıp camiası olarak yüksek lisans ve doktora kavramlarına biraz yabancıyız. Var ise yok ise TUS ile tıpta uzmanlıkla ilgileniyoruz. Yüksek lisans ve doktora konusunda biraz daha bilgi kazanmak ve bu kavramları tam anlamıyla yerli yerine oturtmak için yazmaya başlayayım.

Yüksek Lisans (YL)

Yüksek lisans, bir lisans öğretimine dayalı, eğitim - öğretim ve araştırmanın sonuçlarını ortaya koymayı amaçlayan bir yükseköğretim şeklinde tanımlanmaktadır. Yüksek lisansın birçok çeşidi vardır: Tezli veya tezsiz, örgün veya ikinci öğretim veya uzaktan öğretim. Bu kavramları açıklayalım.

Öncelikle tezli ve tezsiz yüksek lisans farkına değineyim. İsimlerinden de belli olduğu gibi tezli yüksek lisansta tez yazılması zorunludur. Diğer yandan tezsiz yüksek lisansta öğrenciler tezden daha hafif olan proje ödevi ile mezun olurlar. Tezli YL iki dönem ders, iki dönem de tez olmak üzere toplamda 4 dönem ve 2 senede ideal olarak biter. Tezsiz YL ise sadece ders dönemlerinden oluşur ve toplamda 2 ya da 3 dönemde ideal olarak biter. Yüksek lisans için, tezli ya da tezsiz olsun fark etmez, toplamda en az 10 ders alınmalıdır ve 3 yıl içerisinde bitirilmelidir. 3 yıl içerisinde yüksek lisansını tamamlayamayan adayların yüksek lisansla ilişiği son YÖK kararı doğrultusunda kesilir.

Tezli YL kabul için ALES ve dil puanı zorunluluğu vardır. Diğer yandan tezsiz YL için ALES ve dil puanı zorunluğu yoktur. Tezli YL kadroları genelde birkaç adet olurken, tezsiz YL kadroları daha çok olmaktadır (bunun nedenine birazdan değineceğim). Tezli YL YÖK'ün katkı payı kararı doğrultusunda öğrencilerden para alınmamaktadır. Kişi aynı anda sadece tek bir YL programında kayıtlı ise herhangi bir katkı payı ödemez. Diğer yandan tezsiz YL programları ücretli olmaktadır. Ücretleri devlet üniversitelerinde 5.000 tl civarında iken, özel üniversitelerde toplamda 50.000 tl düzeyine kadar çıkabilmektedir. Tezli YL sonrası aynı alanda doktoraya devam edilebilirken, tezsiz YL sonrası doktoraya devam edebilme YÖK'ün birkaç yıl önce aldığı kararla kaldırılmıştır. Örneğin, sosyoloji dalında tezsiz YL yaptıysanız sosyoloji doktorasına ya da işletmede tezsiz YL olan MBA (master of business administration) yaptıysanız işletme doktorasına bu karar değişmediği sürece başlayamazsınız.


Gelelim tezli ve tezsiz YL arasındaki felsefe farklılığına: Tezli YL genelde akademik amaçlarla yapılır. Bir alanda akademik olarak devam etmek istiyorsanız tezli YL yapmayı seçersiniz (tabi biz tıpçılar kendi alanımızda YL ihtiyaç duymamaktayız). Diğer yandan tezsiz YL konuyla ilgili alanda bir formasyon bir eğitim ve nosyon kazanmak için yapılır. Tezsiz YL sadece ders alınmasının ve tez olmamasının nedeni budur. Örneğin, hastanede başhekim olmak isteyen bir tıp doktorunu düşünelim. Sağlık yönetimi alanında tezsiz YL yapması yeterlidir. Çünkü doktorun amacı sağlık yönetimi alanında akademik olarak devam etmek değil, sağlık sektöründe yöneticilik yapacağı bir pozisyon için eğitim almak ve nosyon kazanmaktır. Bunun için de tezsiz YL biçilmiş kaftandır. Diğer yandan doktorumuz tıp fakültesinden mezun olmuş ve uzmanlık olarak sağlık yönetimi alanına gönül vermiş olsun. Sağlık yönetimi alanında doğrudan doktoraya kabul alabiliyorsa doktoraya, alamıyorsa tezli bir YL programına başlaması yerinde bir hareket olur. Böylece akademik kariyer basamaklarını çıkmaya devam edebilir.

Tezli YL amacı akademik ilerleme olduğu için tezli YL kadroları birkaç adetle sınırlı kalmaktadır. Diğer yandan bir alanda eğitim ve nosyon kazanmak isteyenlerin sayısı daha çok olacağı için tezsiz YL kadroları en az 5 - 10 olmakla birlikte 40 - 50 gibi sayılara bile ulaşabilmektedir. Bundan dolayı akademik ilerleme düşünmeyenlerin tezsiz YL programlarına başvurmaları ve akademik olarak ilerlemek isteyenlerin kadrolarını doldurmamaları yerinde olacaktır.

Gelelim yüksek lisans programlarındaki örgün öğretim, ikinci öğretim ve uzaktan öğretim farkına: Tezli YL programları örgün öğretim olarak verilmektedir. Yani hafta içi günlerinde ve mesai saatlerinde dersler yapılmaktadır. Tezli YL için hafta içi günlerinizden en az 1 ya da 2 günü ayırmanız gerekmektedir. bu programlar örgün öğretim olduğu için sadece tezli YL kayıtlı öğrenciler katkı payı ödememektedirler. Diğer yandan tezsiz YL programları genelde ikinci öğretim ya da uzaktan öğretimle verilmektedir. İkinci öğretim programların dersleri hafta içi günleri akşam saatlerinde ya da hafta sonları verilmektedir. Uzaktan öğretimde ise dersler yine aynı saatlerde ama bilgisayar üzerinden online olarak verilmektedir. Açıköğretim statüsünde yüksek lisans bulunmamaktadır. Tezsiz YL dersler ikinci öğretim ve uzaktan öğretim olarak işlendiği için öğrenciler yüklü miktarda katkı payı ve öğrenim ücreti ödemektedirler.

Yüksek lisans sonrası, tezli veya tezsiz fark etmez, kişiler M.Sc. (master of science) veya bilim uzmanlığı derecesi kazanırlar. Bazı dalların kendine özgü isimleri vardır. Tıpkı MBA (master of business administration), MHA (master of health administration) ya da MPH (master of public health) örneklerinde olduğu gibi.

Doktora

Doktora ise beş yıldan kısa süre lisans eğitimi alanların yüksek lisanstan sonra, beş sene ve üzeri eğitim alanların (tıp, veterinerlik, dişçilik ve eczacılık) kendi alanlarında yüksek lisansa gerek olmadan kabul edildiği, ders  ve tez döneminden oluşan, yaklaşık 4 sene süren eğitim olarak tanımlanmaktadır. Doktorayı bitirenler PhD (doctor of philosophy) veya bilim doktoru unvanı alırlar.

Doktora ideal olarak 4 dönem ders, 4 dönem tez dönemi olmak üzere 8 dönem ve 4 sene sürer. YÖK'ün yakın zamanda aldığı karara göre 6 sene içerisinde kayıt oldukları doktora programlarını ve 3 yıl içerisinde yüksek lisans programını bitiremeyenlerin programla ilişikleri kesilir. Daha öncesinde yüksek lisans ve doktora programlarına kayıtlı olanları için bu süre 2016 Nisan ayından hesaplanır. Yani halihazırda 2016 Nisan öncesi YL ve doktoraya kayıtlı olanların, ne zamandır devam ettiklerine bakılmaksızın, sırasında 3 ve 6 seneleri Nisans 2016 itibariyle başlatılıyor.

Doktora programlarında YL programlarında olduğu gibi ayrımlar yoktur. Tük doktora programlarında örgün öğretim olarak hafta içlerinde ve mesai saatlerinde dersler işlenir ve tez yazmak zorunludur. Doktoranın amacı bir alanda akademik olarak bilimsel araştırma ve ders verme yetkinliğine erişmektir. Akademik eğitim sürecinin son noktasıdır. Doktora sonrası kişiler "artık ders verebilir" konumuna gelebilmektedir.

Doktoraya özgü süreçlerden birisi de yeterlilik sınavıdır. 2 yıl 4 dönemde ideal olarak ders dönemini tamamlayan doktora öğrencileri tez dönemine geçebilmek için alanlarında yeterlilik sınavını vermek zorundadırlar. Yeterlilik sınavında, kişinin aldığı ya da alamadığı derslere bakılmaksınız, alanından her konuyla alakalı soru sorulabilir. Yeterlilik sınavını geçen doktora öğrencisi alanında yeterli bilgiyle donanmış olarak kabul edilir.


Doktora tezinin yüksek lisans tezine göre daha ileri, daha komplike ve daha kapsamlı olması beklenir. Doktora tezinde amaç literatüre yeni bir şey katmaktır. Literatürü tekrar eden tezler zayıf olarak kabul edilir. Tez savunmasını yapan kişi doktorasını almaya hak kazanır. Doktoranın tıpta uzmanlıkta bu noktada bir farkı vardır. Tıpta uzmanlık süreci başlanılan zamandan tam olarak eğitim süresi sonunda bitmek durumundadır. Uzmanlık 3 4 ya da 5 sene ise başlanılan zamandan bu süre zarfı sonra uzmanlık tez ve yeterlilik sınavı ile biter. Doktorada ise zorunlu bir bitirme süresi 6 yıl haricinde yoktur. Kişi derslerini aldığı, yeterlilik sınavını verdiği ve tez savunmasını yaparak tezini bitirdiği anda doktorası biter. Bu süreç 3 yıla kadar indirilebilir. Tez savunması yapılıp akademik jüriden kabul alındığı anda kişi doktora derecesine kavuşur.

Doktora yapıldığı alanla alakalı bilimsel, akademik ve araştırma sürecidir. Doktora yapanlar alanlarında istekli ve adanmış kişilerdir / kişiler olmalılardır. Bazı tıp doktorları askerlik görevinden kaçmak adına doktoraya başlamakta; isteklilik ve adanmışlıktan uzak bir şekilde doktora programında yer kaplamaktadırlar. Ülkemizde askerlik görevinin zorunluluğu ve biz tıp doktorlarına kısa dönem hizmetin bile olmayışı tıp doktorlarını bu çözüme itmektedir. Bu yönden kısmen bu hareket anlaşılabilir. Yine mümkünse yapılmaması en iyisidir. Çünkü öğretim üyeleri doktoraya öğrenci kabul ederken mümkün oldukça istekli ve adanmış adayları seçme, askerlik ve sırf akademik titr için başvuranları eleme gayretindedir.

Dikkat edilmesi gereken birkaç husus (Do ve Don't kısmı)

Şu anda YÖK kararı ile örgün öğretim lisans, yüksek lisans ve doktora programlarında okuyan öğrencilerden katkı payı alınmamaktadır. Diğer yandan aynı anda birden çok programa kayıtlı iseniz son kayıt yaptırdığınız 2. program için katkı payı ödersiniz. Örneğin, tıp fakültesinden mezun oldunuz. Fizyoloji alanında doktora yapıyorsunuz. Bunun yanında açıköğretimden sağlık kurumları işletmeciliği okumaya karar verdiniz. Normalde sadece açıköğretim bölümü okurken vermeyeceğiniz katkı payını ödersiniz.

Naçizane tavsiyem, bir alanda akademik olarak ilerlemek amacında değilseniz tezli YL yapmayın. Çünkü tezli YL akademik ilerleme içindir. Amacınız akademik ilerleme değil de, alanda eğitim almak ve nosyon kazanmak ise tezsiz YL yapın. Akademik ilerleme amacında olmamanıza rağmen kabul alacağınız tezli YL akademik ilerleme amacında olan başka birisini engelleyecektir. Çünkü tezli YL kadroları genelde birkaç adetle sınırlı iken, tezsiz YL kadroları 40 - 50 adete kadar çıkabilmektedir, genelde en az 5 - 10 adet olmaktadır.

Yakınlarda çıkan bir YÖK kararı ile aynı anda birden fazla tezli YL, doktora veya aynı anda hem doktora hem YL yapılması yasaklanmıştır. Kişi aynı anda ya bir tezli YL ya da doktora yapabilir. Diğer yandan bu programların yanında tezsiz YL programlarına kayıt olunmasında bir sakınca görülmemiştir. Yani kişi aynı anda en fazla tezli ve tezsiz YL programını ya da doktora ve tezsiz YL programını götürebilir. Ayrıca istediği kadar tezsiz YL programına kayıtlı olabilir.

Gerek yüksek lisans gerek ise doktora dereceleri alanda eğitim, nosyon kazanma, araştırma ve bilimsel derecelerdir. Bazı tıp doktorları sırf PhD ya da M.Sc. gibi dereceler adına programlara başlamaktadırlar. Çok acıdır ki, bunun için en kolay derece getiren programlar araştırılmaktadır. Oysa ki, yüksek lisans ya da doktoraya başlarken kolaylık ya da zorluk değil, kişisel ilgi ve merak ön plana çıkmalıdır. Kişi tutkulu olduğu ve mümkünse bir ömür kafa yormak istediği alanda yüksek lisans ya da doktora yapmalıdır. Sırf derece için en aç eforla doktora veren (bazı yerlerde anatomi, bazı yerlerde ise tıp tarihi ve etik) bölümler ve buralara kaydolan doktora öğrencileri doktoranın ruhunu anlayamamış, bir ömür de o felsefeye ulaşamayacak kişilerdir.

Sonuç

Tıp öğrencileri ve tıp doktorları arasında en çok bilinen akademik süreç tıpta uzmanlık eğitimidir. Bunun yanında birçok yüksek lisans ve doktora eğitimleri bulunmaktadır. Tıp öğrencilerinin ve tıp doktorlarının kariyerlerini daha iyi planlayabilmeleri için mümkünse daha tıp fakültesi sıralarından itibaren yüksek lisans ve doktora gibi akademik imkanları da bilmeleri gerekmektedir. Böylece herkes kariyerini daha bütüncül, kesin ve ayrıntılı şekilde planlayabilir.

Hayat tıp doktorları için bir öğrenme maratonudur. Bu süreçler de bu maratonun ayrı bölümlerini oluşturmaktadır. Kariyerinizi ve eğitimsel süreçlerinizi daha iyi planlama noktasında başarılar dilerim.

1 Ağustos 2016 Pazartesi

Tıp Öğrencileri ve Doktorları İçin Açıköğretim İmkanları

Değerli tıp öğrencileri ve tıp doktorları. Eğitim yönünden kendimizi daha ileriye taşıyabileceğimiz başka bir yazıyla yine sizlere merhaba demek istiyorum.

Yıllar önce eğitim yolunda çıktığımız bu uzun ve yorucu yolda eğitimden dönmek yok. Hatta daha da ileri gitmek var. Bu açıdan bu yazıda bizler için açıköğretim imkanlarından bahsedeceğim. Halihazırda birçok meslektaşımız açıköğretim sistemini biliyor ve okumaya devam ediyor. Diğer yandan bu sistemden haberi olmayanların haberdar olması ve mümkün olduğunca erken, mümkünse daha tıp fakültesinde iken, haberdar olunması faydalı olacaktır.

Öncelikle karışan bazı kavramları açıklığa kavuşturmak lazım: Açıköğretim, uzaktan öğretim, ikinci öğretim ve örgün öğretim. Örgün öğretim haftaiçi günlerinde gündüz vakti, öğrencilerin hazır bulunarak işlendiği öğretim biçimidir ve yoklama/derste bulunma zorunluluğu vardır. İkinci öğretim ise hafta içi günlerin akşam saatlerinde ya da hafta sonu günlerde öğrencilerin hazır bulunarak derslerin işlendiği ve yine devam zorunluluğu bulunan öğretim şeklidir.

Bu noktada gelelim uzaktan öğretim ve açık öğretim farkına. Uzaktan öğretimde dersler internet üzerinden ve genelde herkesin rahatça katılabileceği akşam ya da haftasonu işlenmektedir. Online olarak derslere belirli bir yüzdede katılma zorunluluğu vardır. Sınavlar da yerinden yerine göre vizeler bazen internet üzerinden online yapılmakta, final sınavları ise uzaktan üniversitenin olduğu illerde yapılmaktadır. Açıköğretimde ise derslere girme zorunluluğu yoktur. Dersler ve kitaplar sistemde bulunmakta, isteğe bağlı olarak izlenmektedir. Açıköğretim sisteminde sadece vizelere ve finallere girilmektedir. Şu anda açıköğretim sistemi bulunan üç üniversite de neredeyse Türkiye'nin her yerinde sınava girme imkanı sunmaktadır. Dolayısıyla açıköğretim kapsamında bulunduğunuz ilde de sınava girebilirsiniz.

Açıköğretim Fakültesi Bulunan Üniversiteler ve Sistem

Ülkemizde açıköğretim sisteminde en köklü ve en sistematik üniversite Eskişehir'de bulunan Anadolu Üniversitesi'dir. Neredeyse 30 yıllık bir tecrübeyle, gayet profesyonel bir şekilde sistemi yürütmekteler. Zamanında sistemi kuran Anadolu Üniversitesi bu süre içerisinde ülkemizde bir marka olmayı başarmıştır. Diğer yandan çok yakın bir zamanda Atatürk ve İstanbul Üniversitesi açıköğretim sistemine soyundular. Yaklaşık 5 yıllık bir mazileri var. Şu anda Atatürk ve İstanbul Üniversitesi'nde açıköğretim sistemi biraz ağır aksak ilerlemekte, bazı organizasyon sorunları yaşanmaktadır. Buralarda okuyan açıköğretim öğrencileri ders seçimlerinde ve sınavlarda bazı sorunlar yaşamaktadır. Çünkü açıköğretim açısından en önemli sistem otomasyon sistemidir. Her şey uzaktan ve sistem üzerinden olduğu için üniversiteler çok iyi ve ihtiyaca cevap veren bir otomasyon sistemi kullanmak zorundalar. Şu anda otomasyon ve genel sistem olarak en başarılı kurum yine Anadolu Üniversitesi'dir.

Kendim de kayıtlı öğrencisi olduğum ve hayatım boyunca çeşitli bölümlerinde öğrencisi olmayı düşündüğüm üniversite Anadolu Üniversitesi'dir. Ondan dolayı bu üniversitenin sisteminden bahsedeceğim. Açıköğretim sisteminde dönem başlarında ders kaydı olur. Ders kayıtları ilk dönemde Ekim, ikinci dönemde ise Mart aylarında olur. Alınacak dersler belirlenir ve yaklaşık olarak, aldığınız derslere göre değişmekle birlikte, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi'nde (AÖF) 200 - 300 tl arasında bir ücret ödenir. Sınavlar ilk dönem vize finaller Kasım - Aralık - Ocak aylarında, ikinci dönem ise Nisan - Mayıs aylarında haftasonları gerçekleştirilir. Sınavlar için toplamda 2 vize 2 final için 4 haftasonu gider. Sınav olan haftasonu Cumartesi ve Pazar günleri yarım gün olmak üzere 2 oturumda gerçekleşir.Yani fiili olarak sizden bir yılda toplamda 4 haftasonu istemektedir açıköğretim sistemi.  Sınav yeri olarak ülkenin 81 ilinden birinde tercih ettiğiniz sınav bölgesinde sınavlarınıza girersiniz. İkametinize bakılmaksınız istediğiniz, tercih ettiğiniz yerde sınavlarınıza girebilirsiniz. Vize ve final için ayrı sınav merkezleri kodlayabilirsiniz. Sınav sonuçları ve notlarınız otomasyon sistemi üzerinden açıklanmaktadır. Eskiden olan bütünleme hakkı 4 yıl önce Anadolu Üniversitesi tarafından kaldırılmıştır. Yani final sonucu ile dersten kaldıysanız bütünleme olmadığı için diğer sene almak durumundasınız.

Açıköğretim sisteminde kayıt yenilemez ve dönem ücretini yatırmazsanız kaydınız otomatik olarak dondurulur. Kayıt yenilediğiniz ve ücret yatırdığınız dönem eğitiminize devam edebilirsiniz.

Öğretim materyali olarak en gelişmiş üniversite yine Anadolu Üniversitesi'dir. Her dönem aldığınız derslerin basılı ders kitaplarını bağlı olduğunuz açıköğretim bürosundan almanız gerekmektedir. Ayrıca otomasyon sisteminde kitapların pdf formatları, ders anlatım videoları bulunmaktadır.

Açıköğretim Bölümleri

Anadolu Üniversitesi (AÜ) AÖF kapsamında birçok lisans ve önlisans bölümü bulunmaktadır. 

AÜ AÖF kapsamında bulunan 4 yıllık lisans bölümleri:
- İşletme
- Uluslararası Ticaret ve Lojistik Yönetimi
- Havacılık Yönetimi
- Konaklama işletmeciliği
- İktisat
- Maliye
- Kamu Yönetimi
- Uluslararası İlişkiler
- Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri
- Sağlık Yönetimi
- Felsefe
- Sosyoloji
- Tarih
- Türk Dili ve Edebiyatı
- Sosyal Hizmet
- Yönetim Bilişim Sistemleri
- Halkla İlişkiler ve Reklamcılık

AÜ AÖF kapsamında bulunan 2 yıllık önlisans bölümleri:
- Adalet
- Aşçılık
- Bankacılık ve Sigortacılık
- Büro Yönetimi ve Yönetici Asistanlığı
- Coğrafi Bilgi Sistemleri ve Teknolojileri
- Çağrı Merkezi Hizmetleri
- Çocuk Gelişimi
- Dış Ticaret
- Elektrik Enerjisi Üretim, İletim ve Dağıtımı
- Emlak Yönetimi
- Ev İdaresi
- Fotoğrafçılık ve Kameramanlık
- Halkla İlişkiler ve Tanıtım
- İlahiyat Bölümü
- İnsan Kaynakları Yönetim
- İşletme Yönetimi
- Kültürel Miras ve Turizm
- Laborant ve Veteriner Sağlık
- Lojistik
- Marka İletişimi
- Medya ve İletişim
- Menkul Kıymetler ve Sermaye Piyasası
- Muhasebe ve Vergi Uygulamaları
Özel Güvenlik ve Koruma Bölümü
- Perakende Satış ve Mağaza Yöneticiliği
- Radyo ve Televizyonculuk
- Sağlık Kurumları İşletmeciliği
- Sosyal Hizmetler
- Spor Yönetimi
- Tarım
- Turizm ve Otel İşletmeciliği
- Turizm ve Seyehat Hizmetleri
- Yaşlı Bakımı
- Yerel Yönetimler 
- Web Tasarımı ve Kodlama

Hangi Bölümü Okuyabilirim ve Okumalıyım?

Yukarıda verdiğim listede AÜ AÖF kapsamında bulunan lisans ve önlisans bölümleri bulunmaktadır. Özellikle bir tıp doktoru ve öğrencilerinin okuduğu veya okuyabileceği bölümleri bolt olarak paylaştım. 

Diğer yandan illa ki tıpla alakalı bir bölüm okumak zorunda değilsiniz. Eskiden beri gönlünüzde yatan bir bölüm mü var. Örneğin, tarih ya da Türk dili ve edebiyatı. Yazılın ve okuyun. Aynı anda iki bölüm okuyamıyorsunuz Anadolu Üniversitesi'nde.

Size diğer bir tavsiyem şu ki: Önlisans bölümlerinden mezun olduktan sonra Dikey Geçiş Sınavı (DGS) 4 yıllık bölümlere kolaylıkla geçebiliyorsunuz. İster AÖF kapsamındaki dört yıllık bölümlere, ister herhangi bir üniversitenin dört yıllık bölümüne. İsterseniz önlisans bölümüden başlayıp sonra dört yıllık lisans bölümüne geçerek 4 yılda 2 diploma sahibi olabilirsiniz. Örneğin, AÖF sistemine 2 yıllık önlisans programı olan Sağlık Kurumları İşletmeciliği ile başladınız, daha sonrasında 2 yılın sonunda DGS sınavına girerek İşletme, İktisat ya da Sağlık Yönetimi bölümüne geçebilir, ekstra ders yükünüz olmadan bu bölümlerin 3. sınıflarından başlayabilirsiniz. Böylece 4 yılda 2 diploma ile çıkarsınız. Tabi sizin kararınız.

DGS sınavı ALES gibi Türkçe ve Matematik bölümlerinden oluşan bir sınav. Biz tıp doktorları kolaylıkla bu sınavdan gerekli puanları alabiliriz.

AÜ AÖF'de önlisans sonrası doğrudan başvuru yapılabilecek önlisans mezuniyet alanlarının listesi için: https://www.anadolu.edu.tr/uploads/anadolu/ckfinder/aof/files/Dogrudan-Basvuru-Yapabilecek-Onlisans-Mezuniyet-Alanlarin-Listesi.pdf

AÜ AÖF'de önlisans sonrası fark dersleri alarak başvuru yapılabilecek önlisans mezuniyet alanlarının listesi içinhttps://www.anadolu.edu.tr/uploads/anadolu/ckfinder/aof/files/Fark-Dersler-Alarak-Basvuru-Yapabilecek-Onlisans-Mezuniyet-Alanlarinin-Listesi.pdf

***Alınması gereken fark dersleri için: https://www.anadolu.edu.tr/uploads/anadolu/ckfinder//files/2014-2015-Fark-Dersler.pdf

Nasıl Kayıt Olurum?

Açıköğretim sistemleri halihazırda bir yükseköğretim programı öğrencileri ya da mezunları için Sınavsız İkinci Üniversi imkanı sağlamaktadırlar. Yani açıköğretime kaydolmak için sınav şartı yoktur. İstediğiniz bölüme dönem başlarında kayıt yaptırabilirsiniz. Bu açından biz tıp öğrencileri ve doktorları için üniversite sınavına girip puan alma şartı yoktur.

İkinci üniversite kayıtları Anadolu Üniversitesi AÖF Türkiye programları için 31 Ağustos ve 9 Eylül 2016 tarihleri arasında yapılacaktır. Yani şu anda açıköğretime kayıt yaptırmanız için herhangi bir engel bulunmamaktadır. Tek yapmanız gereken istediğiniz bölüme karar vermek ve belirtilen tarihlerde istenen belgelerle kayıt yaptırmak.

Anadolu Üniversitesi AÖF İkinci Üniversite ile alakalı daha ayrıntılı bilgi için: https://www.anadolu.edu.tr/acikogretim/nasil-ogrenci-olabilirim/ikinci-universite

Açıköğretim Derslerine Nasıl Çalışmalıyım?

Açıköğretim derslerine çalışmakta birçok yöntem uygulanabilir. Bu yöntemlerden en iyisi ve sizi en bilgili şekilde mezun edecek yöntem derslerin kitaplarını okumak ve ünite sonlarındaki soruları çözmektir. Böylece maksimum bilgi ile mezun olabilirsiniz. Tabi süre sorunu nedeniyle bunu yapamayabilirsiniz. İkinci ve daha kısa yöntem ise her ünitenin sonundaki özet kısmını okumak ve soruları çözmektir. En kısa yöntem ise kitaplarda bulunan ünite sonlarındaki soruları çözmektir. Bence Anadolu Üniversitesi'nin verdiği kitaplar haricinde diğer açıköğretim yayınlarının kitaplarına ya da çıkmış sorularına çalışmanıza hiç gerek yok. Zaten artık çıkmış soru da çıkmıyor. Sadece bazı forumlarda kitapların özetleri bulunmakta, belki bu kısa özetler okunabilir.

Açıköğretimde derslere çalışırken seçerek çalışılması gerektiği kanaatindeyim. Bir dönemde genel ve ideal olarak 7 ya da 8 ders alınmaktadır. Bundan birkaçı gerçekten önem arz etmektedir. Mesela Sağlık Kurumları İşletmeciliği 1. sınıf 1. dönem derslerine bakalım:

Sağlık Kurumları İşletmeciliği 1. sınıf 1. dönem dersleri

Derslere baktığımızda en önemli dersler İşletme İlkeleri ve İktisata Giriş dersleridir. Örneğin bu iki dersin kitaplarını eğer vaktimiz varsa uzunca okuyabiliriz. Diğer dersler içinse önemine veya geçme durumuna göre özet okuma ve soruları çözme ya da sadece soruları çözme yoluna gidilebilir.

Açıköğretim sisteminde sınavlar her ders için 20 adet test sorusundan oluşur. Yanlış cevap doğruyu götürmez. Böylelikle hiç çalışmadan bile, test tekniği zaten mükemmel olan tıp öğrencileri ve doktorları hiç çalışmadan da dersleri verebilirler. Karar sizin :)

Son Söz

Eğitim için çıktığımız bu yolda yüksek lisans derecesi ile mezun olduğumuz ya da olacağımız tıp fakültesi bizi ülkenin en eğitimli grubu içerisine zaten dahil etmektedir. Çıktığımız bu eğitim yolunu bir ya da birkaç açıköğretim bölümü ile taçlandırmak elinizde. Tıp fakültesine başlarken kaydolacağımız bir bölümü belki de biraz uzatarak bir şekilde bitirebilirsiniz. Böyle tıp fakültesinden mezun olduğunuzda 6 yılın sonunda elinizde 2 ya da 3 diploma ile mezun olursunuz.

Öğrenmenin ve okumanın yaşı yok. Tabi ki şu an en şanslı olanlar tıp fakültesinde iken bu imkanları fark eden tıp öğrencileri. Diğer yandan uzmanlığa başlarken ya da meslek yaşamının hangi noktasında olursanız olun açıköğretim sistemine sizler de girebilirsiniz. Bir bölüm okuduktan sonra ikinci bölümle devam da edilebilir. Okumanın ne yaşı ne de sınırı var.

Siz meslektaşlarıma şimdiden başarılar diliyorum. 

24 Şubat 2016 Çarşamba

e-YDS

Ülkemizde yerli dil sınavı sorunu uzun yıllardan beri devam etmektedir. TOEFL, IELTS gibi uluslararası yapılan ve dil seviyesini profesyonel olarak ölçen sınavların çok uzağındayız.

Son yıllarda ülkemizde sisteme giren yerli bir dil sınavı türü e-YDS oldu. 2014 yılında ilki düzenlenen sınav bu yıl 3. senesine girdi. e-YDS sınavının ilk söylentilerinin çıkmaya başladığı 2012 yılında sınavın TOELF ve IELTS benzeri olacağı; okumanın yanı sıra dinleme ve yazma gibi becerileri de içereceği konuşuluyordu. Ne yazık ki, daha sonrasında bildiğimiz kağıt üzerindeki YDS sınavının elektronik olarak yapılan versiyonu olduğu ortaya çıktı. Bu durum herkeste bir hayal kırıklığına yol açtı. Sınav hakikaten kağıt üzerinde ve yılda 2 defa yapılan YDS sınavının elektronik hali. Toplamda 80 sorudan oluşmakta ve 2,5 saat süre verilmekte (YDS ile aynı).

e-YDS sınavları Ankara başta olmak üzere İstanbul ve İzmir'deki ÖSYM'nin e-sınav uygulama merkezlerinde yapılmaktadır. Sadece bu merkezlerde yapılabildiği için sınava girebilecek toplam kontenjan da kısıtlı olmaktadır. Bir sınavda en fazla 300 - 500 kişi civarında kişi sınava girebilmektedir. Bu açıdan ön plana çıkan sorun isteyen herkesin bu sınava başvuramamasıdır.

E-sınav merkezlerindeki sınav salonlarında bilgisayarlar adayların birbirlerini göremeyeceği şekilde ayarlanmış. Şahsen sınava girmedim ama giren adaylar genel olarak sınav işleyişinin rahat olduğunu belirtiyor.

ÖSYM e-sınav merkerzi. e-YDS de burada yapılıyor.

Sınavın zorluğu veya kolaylığı hakkında birçok söylenti var. Kimisi YDS'de aldığı puandan çok daha düşük puan aldığını savunmuş, kimisi ise çok daha yüksek. Son zamanlarda e-YDS sınavına girmiş kişiler arasında YDS puanlarını 20-30 puan arttırdığını söyleyenler de var. İnternette dolanan diğer bir söylenti ise, YDS'yi veremeyen torpilliler için özellikle oluşturulmuş bir sınav türü olduğu yönünde. Elektronik ortamda olduğu için çok daha manipule edilebildiği yönünde görüşler var. Benim görüşüm ise YDS'yi veremeyenlerin en azından denemesi gereken bir sınav olduğu yönünde. Denenebilir.

Sınav bilgisayar üzerinden olduğu için sınava girmeden önce sınavla alakalı olarak tecrübe edinilmesinde fayda var. ÖSYM bu açıdan adayların sınava girmeden önce e-sınav konseptine aşina olması adına Deneme e-Sınavı uygulaması başlatmış. Sınava girmeden önce muhakkak kendinizi deneyin. Deneme sınavı da yine 80 sorudan oluşmakta ve 2,5 saat sürmekte. Tabi istediğiniz zaman sınavı sona erdirebilmektesiniz. Sınav sonunda sistem size cevap anahtarını ve çözdüğünüz yere kadar olan doğru ve yanlışlarınızı vermekte. Buradan da toplam puanınıza ulaşabilirsiniz.

Deneme e-Sınavı sayfasına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
http://esinav.osym.gov.tr/deneme

e-YDS sınav uygulaması şimdilik çok başlarda olan bir elektronik sınav uygulaması olsa da gelecekte umarız ki, TOEFL ve IELTS düzeyinde bir kaliteye ve sadece dil sınavlarında değil diğer birçok alana ulaşacak yolun başlangıcı olur. Ülkemizde dil öğretimi ve dil düzeyi ölçümü sorunun giderilmesinde umarım ki vatandaşlarımıza yardımcı olur.

Herkese başarılar dilerim.

31 Ocak 2016 Pazar

TUS Puanının ALES Puanı Olarak Kullanımı

Doktora ya da yüksek lisans başvurularında ALES puanı yerine TUS puanı da kullanılabilmektedir. Gerekli durumlarda elinizde ALES puanının olmadığı, lakin TUS puanının olduğu durumlarda belki yararlı olabilir. Şahsen ALES puanı almanızı tavsiye ederim. Nedenini şimdi açıklayacağım.

Yüksek Öğretim Kurumu'nun önemli yönetmeliklerinden birisi olan Lisansüstü Eğitimi ve Öğretim Yönetmeliği'ne (Resmi Gazete Tarihi: 01.07.1996 Resmi Gazete Sayısı: 22683) göre öğrenci kabulüne dair Madde 2'nin d bendinde TUS sınav notunun ALES puanı yerine kullanılabileceği belirtilmektedir.

İlgili benddeki madde aynen şu şekildedir:

"Temel Tıp Bilimlerinde doktora programlarına başvurabilmek için Tıp Fakültesi mezunlarının lisans diplomasına ve 50 puandan az olmamak koşuluyla ilgili senatoca belirlenecek Temel Tıp Puanına veya ALES'in Sayısal kısmından 55 standart puandan az olmamak koşuluyla ilgili senatoca belirlenecek ALES standart puanına sahip olmaları; Tıp Fakültesi mezunu olmayanların ise yüksek lisans diplomasına (Diş Hekimliği ve Veteriner Fakülteleri mezunlarının lisans derecesine) sahip olmaları, ALES'in Sayısal kısmından 55 standart puandan az olmamak koşuluyla ilgili senatoca belirlenecek ALES standart puanına sahip olmaları gerekir. Temel Tıp Puanı, Tıpta Uzmanlık Sınavında (TUS) Temel Tıp Bilimleri Testi-1 bölümünden elde edilen standart puanın 0,7; Klinik Tıp Bilimleri Testinden elde edilen standart puanın 0,3 ile çarpılarak toplanması ile elde edilir. Doktora programlarına öğrenci kabulünde, Temel Tıp Puanı veya ALES puanı yanı sıra gerekirse, lisans ve/veya yüksek lisans not ortalaması ve mülakat sonucu da değerlendirilebilir. Bu değerlendirmeye ilişkin hususlar ile başvuru için adayların sağlaması gereken diğer belgeler (referans mektubu, neden doktora yapmak istediğini belirten kompozisyon, uluslararası standart sınavlar vb.) ilgili senato tarafından düzenlenen yönetmelikle belirlenir. Ancak Temel Tıp Bilimlerinde doktora programına öğrenci kabulünde ÜDS'den en az 55 puan veya Üniversitelerarası Kurulca kabul edilen bir sınavdan bu puan muadili bir puan, yabancı uyruklu öğrenciler için ana dilleri dışında İngilizce, Fransızca ve Almanca dillerinden birinden ÜDS'den en az 55 puan veya Üniversitelerarası Kurulca kabul edilen bir sınavdan bu puan muadili bir puan alınması zorunlu olup, bu asgari puanların yükseltilmesi konusunda üniversite senatoları yetkilidir. Temel Tıp Puanının veya ALES puanının %50'den az olmamak koşuluyla ne kadar ağırlıkla değerlendirmeye alınacağı, ilgili senato tarafından belirlenir. İlgili üniversite, yalnız Temel Tıp Puanı veya ALES puanı ile de öğrenci kabul edebilir."

İlgili maddede görüldüğü gibi TUS sınavının ALES sınavına çevrilmesinde Temel Tıp Bilimleri puanının %70'i, Klinik Tıp Bilimleri puanının %30'u alınarak toplanmaktadır.

Birkaç örnek ile hesaplayalım:
- TUS sınavında ortalama bir puan olan temel ve klinikte 60 puan aldığını düşünelim. Hesaplama sonucunda ALES puanının 60 olacaktır.

- TUS sınavında çok iyi bir puan olan temel ve klinikte 70 puan aldığını düşünelim. Hesaplama sonucunda ALES puanının 70 olacaktır.

Sonuç

Bir tıp fakültesi mezunu ALES sınavına girdiğinde rahatlıkla 70 - 80 düzeyinde bir puan alabilmektedir. Biraz tekrar ve deneme çözmeyle 90 puan düzeyine çıkmaktadır (blogdaki ALES yazısını inceleyiniz). Diğer yandan TUS sınavında derece dahi yapsanız ALES olarak kullanabileceğiniz puan 70 puan düzeyindedir.

Tüm bu nedenlerden dolayı tıp doktorlarının doktora başvuruları açısından TUS puanlarına ihtiyaç bırakmayacak şekilde ALES sınavına girmelerini tavsiye ediyorum. Ancak formalite icabı ALES puanı gerekli olduğu durumlarda ya da ALES puanı almaya vakit olmayan acil durumlarda elinizde varsa TUS puanlarını kullanabilirsiniz.

Hatırınızda tutmanız gereken diğer bir husus ise YÖK yüksek lisans ve doktora alımlarında bazal şartları belirlemektedir. Her üniversitenin genelde kendisine ait ayrı bir Lisansüstü Eğitimi ve Öğretim Yönetmeliği vardır. YÖK sadece bazal şartları belirlemekte, üniversiteler ise bu şartların üzerinde kendi şartlarını koyabilmektedirler. Örneğin, YÖK doktora başvurusu için minimum 55 puan isterken, üniversiteler bu puanı 80 - 90 düzeylerine çıkartabilirler. Hatta YDS sınavını dahi kabul etmeyip TOEFL gibi sınav sonuçları isteyebilirler. Örneğin, YÖK'ün minimum ALES sınırı 55'tir. Üniversiteler 70 - 80 düzeyinde bir ALES şartı koyabilirler. Bunun gibi bazı üniversiteler TUS puanı için 50 veya 55 gibi bir sınır da koyabilirler.

Sonuç olarak yapmanız gereken başvuracağınız üniversitenin Lisansüstü Eğitimi ve Öğretim Yönetmeliği'ni ve başvuru şartlarını dikkatlice incelemektedir. Bu şekilde yaparsanız beklenmeyen bir durumla karşılaşma ihtimaliniz oldukça düşük olacaktır.

Herkese kariyerinde başarılar dilerim.

30 Ekim 2015 Cuma

Aşırı Eğitim (Over-educated) ve Hekimler

Hekimler ilk çağlardan itibaren halka nazaran aşırı eğitimli olmuşlardır. En eski üniversitelerde bulunan en kadim üç bölümden birisidir tıp (diğerleri hukuk ve ilahiyattır). Hekimler, topluma göre aşırı eğitimli oldukları için sadece hasta bakmakla kalmamış, toplumun dinamiklerine ve sorunlarına da kafa yormuşlardır. Tıp eğitiminden elde ettikleri sorgulayıcı, tanılayıcı ve tedavi edici analitik yöntem bilimini toplumsal sorunlara da uygulamışlar, çözümler üretmeye çalışmışlardır. Birçoğu da başarılı olmuştur. Belki de yakın bir tarihe kadar, hekimlerin birçoğunun aynı zamanda düşünür (filozof) olmasının bir nedeni de budur.

"Aşırı" kavramı sürekli tartışılan, sınırları belli edilmeye çalışılan bir kavramdır. Tespit edilmesi genelde göreceli değerlendirmelerle yapılır. Elde olan grup belirli bir özelliğe göre sıralandığında en uçta kalan değerler "aşırı" olarak kabul edilir. Genelde evrensel olarak kabul görmüş bir "aşırı" yoktur. Örneğin, Oscar Wilde "Asla aşırı eğitimli olamazsınız" der. Doğrudur. Bence de, eğitimin sınırı ya da aşırısı yoktur. Ne kadar okusak, eğitim alsak yetersizdir. Ama bu yazıda bahsedilen toplum normlarına göre aşırı eğitimli olmaktır. Toplumun eğitiminin yettiği anlayış seviyesinden birkaç seviye üstte olmaktır, toplum normlarına göre aşırı olmaktır.

Oscar Wilde başka bir yerde ise "Günümüzde iyi eğitimli olmak büyük bir handikaptır. Size birçok kapıyı kapatır" demektedir. İyi eğitimli olmanın açtığı kapılardan ziyade kapattığı kapıları vurgulamaktadır. Hakikaten tıp eğitimi alan hekimleri toplumda sadece hekimlikle sınırlama gibi bir yaklaşım vardır. Oysa birçok hekimde hekim olmaktan fazlası vardır. Felsefe, edebiyat, müzik, sanat, sosyoloji, psikoloji bunlardan sadece birkaçıdır. Düşünceleri her ne kadar sapkın olursa olsun Freud'un psikoloji ve psikiyatri bilimine katkıları tartışılmaz bir gerçektir. Oysa Freud, bir tıp doktorudur.

Tıp sanatını icra eden hekimler eski çağlardan beri uzun süreli yüksek eğitim aldıktan (batıda üniversite, doğuda medrese) ve bir tabibin yanında uzun süreler çıraklık yaptıktan sonra sonra mesleklerini icra edebilir konuma gelmişlerdir. Karşılarında hizmet verdikleri halk ise çoğu okuma yazma bilmeyen bir topluluktur. Günümüzde ülkemizde 8 yıl temel eğitim, 4 yıl lise ve 6 yıl tıp eğitimi ile toplamda en az 18 yılda tıp doktorluğu diploması alınabilmektedir. Amerika Birleşik Devletleri'nde ise 8 yıl temel eğitim, 4 yıl lise, 4 yıl kolej eğitimi sonrası 4 yıl tıp eğitimi ile 20 yılda alınabilmektedir. Yani bir hekim en az 18 yıl eğitim görmüş bir kişidir. Diğer yandan halkın ortalama eğitimi oldukça düşüktür. 2013 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması'na göre ülkemizdeki erkeklerin ortanca eğitim süresi yaklaşık 7 yıl (6,9 yıl), kadınların ise yaklaşık 5 (4,7) yıldır. Yani Türkiye'de karşımıza çıkan ortalama bir kadın ancak ilkokul mezunu, ortalama bir erkek ise ortaokul 2. sınıfa kadar okumuştur. Yani geçmişten günümüze değişen çok da bir şey yoktur.

Bir hekim en azından 18 yıl eğitim almakta, bunun üzerine birçoğumuz uzmanlık, doktora, yüksek lisans, sertifika eğitimleri, kongreler, ... gibi eğitimsel araçlarla eğitimini artırmaktadır. Halkla aramızda bulunan eğitim açığını daha da artmaktadır. Bu da hekimlerin halkla olan genel ve tıbbi iletişimini zora sokmaktadır. İdeal olarak, halkların eğitim düzeylerinin yüksek olması gerekmektedir. Yani her vatandaş en azından lise mezunu olmalıdır. Genel eğitim tek başına yeterli olmamakta, bu noktada halkın sağlık okur-yazarlığı ön plana çıkmaktadır. Sağlık okur-yazarlığı: "genel okur-yazarlık ile ilişkili olup insanların yaşamları boyunca sağlık hizmetleri ile ilgili konularda kanaat geliştirmek ve karar verebilmek, sağlıklarını korumak, sürdürmek ve geliştirmek, yaşam kalitesini yükseltmek için sağlık ile ilgili bilgi kaynaklarına ulaşabilme, sağlık ile ilgili bilgileri ve mesajları doğru olarak algılama ve anlama konusundaki istekleri ve kapasiteleri" şeklinde tanımlanmaktadır. Halk ile hekimlerin en iyi düzeyle iletişim kurabilmeleri için hekimlerin iletişim becerileri yanında halkın genel okur-yazarlık ve sağlık okur-yazarlığı düzeyleri ve genel iletişim becerisi seviyesi önemlidir. Aksi takdirde halk ve hekimler birbirleriyle anlaşamayacaklardır.

Bu konuda birkaç örnek üzerinde durmak isterim. Kenan Evren Cumhurbaşkanlığı'na çıktığı dönemlerde hekimlere olumsuz bir tutum geliştirmiş, deyim yerinde ise savaş açmıştır. Meslek onurunu zedeleyen birkaç hekim nedeniyle tüm hekimlik camiasını suçlar. O zamanlar Dr. Çağatay Güler, Kenan Evren'e bir cevap olması amacıyla kendi ve çevresindekilerin anılarından derlediği "Asacaksın Bu Doktorları" isimli kitabı yazar ve kendisine gönderir. Kitapta geçen bir olay şu şekildedir: Aileler arasında silahlı kavga çıkmış, ailelerden birisinin bir ferdi yaralanmıştır. Hasta acile getirilir. Kurşun karından girmiş, arka tarafta omuriliğe kadar gelmiş ve omuriliğin üzerinde kalmıştır. Hekim, hastanın genel durumunu değerlendirmekte ve organ yaralanmalarını hesaplamaya çalışmaktadır. Hasta yakınları ise ısrarla kurşunun omurilikte olduğunu, hemen kurşunu oradan alması gerektiği yönünde bastırırlar. Sebep ise filmlerde kurşunla yaralanan kahramanın bıçağı kızdırıp kurşunu çıkarması, zorlu bir uykudan sonra sabah kendine gelmesidir. Oysa gerçek hayat filmlerdeki gibi değildir. Doktor hastanın kan kaybını hesaplamakta, gerekirse sıvı ve kan vermeye çalışmakta, organ yaralanmalarını değerlendirerek gerekli olan cerraha haber vermeye uğraşmaktadır. Hasta yakınlarının gerçekle bağdaşmayan isteklerini kulak ardı etmektedir. Kurşunun çıkartılması en son, en önemsiz iştir çünkü. Kurşunun çıkartılması için baskı yapan hasta yakınları kavga dövüş hastalarını alıp dediklerini dinletebilecekleri bir yere götürmeye çalışırlar. Hasta ise yolda ölür. İşte bu olayda kimdir hastanın katili? Hasta yakınları hekimi suçlamaktadır...
Diğer bir olay ise yakın zamanda kulaklarımla duyduğum bir hadisedir. Bir dizi yapımcısı anlatmaktadır. Dizide bacağından yaralanan kahramana esas kız bir merhem getirir. Ertesi güne kahramanın bacağında bir şey kalmaz diziye göre. Dizinin oynadığı kanalın telefonları kilitlenir birkaç saat sonra. Kahramanın kullandığı merhemin ismini sormak için aramıştır herkes. Çünkü neredeyse her dört kişiden birisi diz ya da bacak ağrısı çekmektedir. Oysa dizi senaryo ürünüdür, böyle bir merhem felan yoktur.

Tüm hekimlerin ve hekimlerle alakalı ileri geri konuşanların okuması gereken bir kitap.

Herkesin bildiği bir sözde der ki: "Cehalet mutluluktur." Bu sözü tersinden düşünelim: "Bilmek mutsuzluktur." Biz hekimler birçok şeyin farkındayız. İnsanlarda, bir bütün olarak halkta, millette ve devlette kötü giden şeylerin, sebeplerinin farkındayız. Her şeyi görüp hiçbir şey yapamamanız eziyetini çekiyoruz, Bundan dolayı da üzgünüz. Hasta yakınlarının gerçek dışı isteklerini yapmadığı için hastasının öleceğini bilerek hastayı göndermek zorunda olan hekimin ruh haleti içerisindeyiz. Yine de "suçlu" ilan edileceğimizi bile bile. Bizler cehaleti değil, bilgiyi ve bilmeyi seçtik. Baştan bu seçimi yaptığımıza göre üzülmeyi ve mutsuzluğu göze almışız demektir. Bizlerin ise tek çaresi halkı da eğitmek, halkın genel okur-yazarlık ve sağlık okur-yazarlık düzeyini artırmaktır. Ondan dolayı hekim arkadaşlarımı hastalıklarla mücadelenin yanında cehaletle, eğitimsizlikle mücadeleye davet ediyorum. Çünkü halkın cehaleti bitmediği sürece bizlerin bu sıkıntısı bitmeyecek.

Bazen bu blogda eğitim imkanlarını paylaşarak siz hekim arkadaşlarıma kötülük mü yapıyorum diye düşünmüyor değilim. Sebebi ise yukarıda yazdığım nedenler. Ama sonrasında, hekimlerin eğitimini artırmanın toplumun cehaletini kırmada bir adım olacağı aklıma geliyor ve rahatlıyorum. Umarım ki, uzun vadede ülkemizdeki cehalet sorununu beraberce yenecek ve güzel günlerde bu güzel ülkemizde beraberce sağlıklı, mutlu ve iyilikle yaşayacağız.

Okuyanların ve aydınlananların şerefine.

Not: Bu yazıya "bazı hekimler de şöyle" diye örnek veren ya da bazıları yüzünden tüm hekimlik mesleğini suçlayan kişiler karşı çıkabilirler. Bağımsız bir gözlemci olarak şunu söyleyebilir ki, hekimler ülkemizdeki en çalışkan, en fedakar, en kapasiteli, en özverili, en becerikli meslek grubudur. İçerisindeki kötü örnekler bunu değiştirmez. Değiştireceğini düşünenler önce kendilerine ve kendi meslek gruplarına baksınlar. En tembel, en çıkarcı, en kapasitesiz, en özverisiz, en beceriksiz kişileri orada göreceklerdir. Hekimlere bakmaya gerek kalmayacaktır. Hekimler arasında tabi ki insanlıktan ve hekimlikten nasibini alamamış kişiler vardır. Bu hekimler gökten inmemiş, maalesef bu toplumun içinden çıkmışlardır. Hekimlerin yozlaşması, toplumun yozlaşmasından farklı bir olgu değildir.

19 Ekim 2015 Pazartesi

Aziz Sancar, MD, PhD ve Nobel

2011 yılının sonundan bu yana MD PhD Türkiye adlı bu blogda tıp doktorları için doktora yani PhD imkanları üzerine durmaya çalışıyoruz. Bu blogun amaçlarından birisi de tıp doktorlarına temel bilimler üzerine çalışma yollarını göstermek ve bu yolda çalışmalarını sağlamaktı. Birkaç hafta önce Prof. Dr. Aziz SANCAR'ın Nobel ödülünü kazanması ne kadar doğru bir yolda olduğumuzu göstermiş oldu. Ondan dolayı Prof. Sancar'la alakalı bir yazı yazmak ve hayatında bazı noktaların üstünü çizmek bir gereklilik oldu.

Prof. Dr. Aziz Sancar

Prof. Sancar, 1946 yılında Mardin'in Savur ilçesinde dünyaya gelir. Babası eğitimli olmasa da eğitime çok değer veren bir insandır. Bunu 1960'lı yıllarda oğlunu üniversite sınavına sokmasından ve İstanbul'a okumaya göndermesinden anlıyoruz.

1963 yılında üniversite sınavına girer ve çok istediği iki bölümden birisi olan tıp fakültesini tercih eder. İstediği diğer bölüm ise Kimyadır. 1963 yılında başladığı İstanbul Tıp Fakültesi'ne başlar. Kimyaya olan ilgisi sayesinde tıp fakültesinde Biyokimya alanına merak sarar. Zamanın biyokimya hocalarının da teşviki ve olumlu etkisiyle daha tıp fakültesi 2. sınıfta iken biyokimya alanında araştırmalar yapmaya ve kendini geliştirmeye başlar. Kendisinin ifadesiyle, İstanbul Tıp Fakültesi Avrupa'nın en iyi tıp fakültelerinden birisidir. Genç yaşta hedefini seçmiş, temel bilimler araştırmacısı olmaya karar vermiş ve bu yolda yürümeye başlamıştır.

Tıbbiyeyi bitirdikten sonra 2 yıl Mardin Savur'da mecburi hizmet yapar. O günleri çok güzel günler olarak hayırla yad eder. Biyokimya alanında "fotoreaktivasyon" konusuna ilgi duyan Sancar, derinlemesine araştırmalar yapmak üzere Dallas'taki Teksas Üniversitesi'nin yolunu tutar. Bu üniversitede "Moleküler Biyoloji" konusunda doktora çalışmalarına başlar.

Doktora sırasında, öncesinden güçlü bir deney tecrübesi olmadığı için kendini deney yapma konusunda geliştirmeye çalışır. Yaptığı deneylerden bir tanesinde ne yaparsa yapsın başarısız olur. Aynı bölümdeki doktora öğrencilerinden birisi "senin deneysel araştırmaya kabiliyetin yok, en iyisi doktorluğa dön" der. Buna rağmen pes etmez ve çalışmaya devam eder. 1977 yılında "fotoliyaz" enziminin işleyişinden sorumlu geni bulduğu başarılı çalışması ile doktorasını alır. Bu enzim üzerinde çalışan 3 araştırma laboratuvarına başvurur ama olumsuz yanıt alır. DNA onarımı çalıştığı Yale Üniversitesi'nde de uygun kadro olmaması nedeniyle "teknisyen" kadrosunu kabul ederek işe ve çalışmaya başlar. Uygun kadro bulunamamasına, mali sıkıntılara rağmen küsmez ve çalışmalarına devam eder. Sonunda Yale Üniversitesi'nden DNA onarımı konusundaki çalışmaları ile Doçentlik tezini tamamlar.

1982 yılından bu yana Kuzey Karolayna Üniversitesi'ne bağlı Chapel Hill Üniversitesi'nde DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerine çalışmaktadır. Artık bu ana ve büyük dallar arasındaki bağlantılara da odaklanmaktadır ve çalışma odağından şaşmamaktadır. Günde 15 - 16 saat çalıştığı, çok çalıştığı ve izin kullanmadığı için şikayet edildiği söylenir.

Kendi ifadesinde başarısı için “Savur’dayken çok güzel bir ilkokulumuz vardı. Çok iyi, çok fedakâr öğretmenlerimiz vardı. Mardin’deki lisede de aynı şekilde çok iyi öğretmenlerimiz vardı. İstanbul Tıp Fakültesi, Avrupa’nın en iyi üniversitelerinden biriydi. Türkiye’de gerçekten çok iyi bir eğitim gördüm. Bu ödülü, memleketime ve Cumhuriyet devrinin başlattığı eğitime borçluyum.” demektedir. Tabi o zamanın ilkokul ve lise olmak üzere milli eğitimi ve üniversite eğitimi güçlüdür. İdealist olmayı ve idealistleri destekler. Prof. Sancar'ın başarısında bu faktör atlanamaz. Bugün ise milli eğimimiz ve üniversite ortamımız aynı liyakatte değildir. 

Son Söz

Prof. Sancar'ın Nobel Kimya Ödülü'nü alması ve ödülünü ülkesine armağan etmesi bizleri çok sevindirdi. Diğer yandan Prof. Sancar gibi örneklerin ülkemizde çalışma hayatını sürdüren öğretim üyelerinden çıkmaması bizleri üzdü. Umarım ki, gelecekte ülkemizde yapılan bilimsel araştırmalardan da büyük bilimsel ödüller kazanılacaktır. Ayrıca Nobel Kimya Ödülü'nün yanında Nobel Tıp ve Fizyoloji ödülü gibi tıbba özgü ödüllerin de ülkemize gelmesi en büyük dileğimizdir.

Tıp öğrencisi ve tıp doktoru arkadaşlarım. Popüler kültürünün, aile ve toplum baskısının etkisiyle klinik bilimlere yönelen, aslında olması gereken yer temel bilimler olan arkadaşlarımızın yeri klinik değil temel bilimler olmalıdır. Temel bilimlere yönelen arkadaşlarımız hem nitelikli araştırmalar yapacaklar hem de nitelikli tıp öğrencileri yetiştireceklerdir. Yetiştirdikleri tıp öğrencilerine bilim aşkını katacaklar ve tıp fakültesi sıralarından itibaren nitelikli öğrencileri tıpkı Prof. Sancar'da olduğu gibi teşvik edeceklerdir.

Bunun için öncelikle kendimizi ikna etmeliyiz. Prof. Sancar gibi emin adımlarla yürümeliyiz. Daha sonrasında bir şekilde aileye de topluma da açıklanır. Ülkemizin ve tıp fakültelerimizin bilimsel olarak kalkınması siz nitelikli tıp doktorlarının temel bilimlere yönlenmeleri ile mümkündür. Tüm imkansızlıklara rağmen bu yolda yürümeliyiz. Vizyonumuz gelecekte olacağımız yerlerde böyle olmak olmalıdır. Geri kalan  her şey ayrıntıdır.

Soyut olarak yaptığımız konuşmalara somut bir örnek olan Prof. Sancar'a teşekkür ediyorum, kendisini aldığı ödül nedeniyle kutluyorum.

Gelecekte, ülkemizde yapılacak bilimsel araştırmalarla daha nice Nobel ödüllerine.

23 Eylül 2015 Çarşamba

Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı'nın (ÖYP) Bitişi

Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı (ÖYP), 2010 yılından bu yana özellikle yeni açılan üniversitelerin akademisyen ihtiyacını karşılamaya yönelik olarak işletilen bir programdır. Daha sonraları akademisyen ihtiyacı olan büyük ve köklü üniversiteler de bu programa dahil olmuş, bu şekilde Türkiye'deki neredeyse tüm üniversiteleri kapsayan bir program haline gelmiştir.

Her ne kadar, sadece ALES, dil puanı, mezuniyet puanı gibi salt puanlara göre araştırma görevlisi alınması ve liyakati değerlendirmemesi eleştiri konusu olsa da, ülkemizin şartları düşünüldüğünde mevcut sistemde görece en liyakatli kişilerin alınabildiği, objektif bir program olmuştur. Gönül ister ki, Amerika gibi veya gelişmiş ülkeler gibi liyakatin ön plana çıkarıldığı, objektif bir akademisyen alım sistemimiz olsun. Fakat günümüz Türkiye'sinde ÖYP programından daha makul bir sistem yoktu, olamazdı da. 2010 yılından bu yana objektif bir akademisyen alım sistemi olarak ÖYP başlatılmıştı. Maalesef bu yıl, ne olduğu belirsiz bir "ALAN SINAVI" getirildi. ÖYP programının objektifliği bozuldu.

Geçen günlerde medyada ÖYP'nin kaldırılacağına işaret sayılan YÖK'ün gelecek sene olan 2016 yılıyla alakalı olarak Maliye Bakanlığı'ndan ÖYP programına dair bütçe istememesine dair haberler yansıdı. YÖK istemese de Maliye Bakanlığı ÖYP'ye bütçe ayırabilirdi, lakin ÖYP programının yürütücüsü olan YÖK bütçe istemediyse verilecek bütçe abuk olurdu. Bu haber 2016 yılı itibari ile ÖYP programının sonlandırılacağına önemli bir delildi. Fakat konunun ana muhatabı olan YÖK'ten daha bir ses ya da seda yoktu. Dün itibariyle YÖK bir açıklama yaptı ve gelecek sene itibariyle ÖYP programının olmayacağını ve sonlanacağını sitesinden resmi olarak duyurdu.

Keşke önce delikanlı gibi YÖK duyuru yapsaydı da öyle haberimiz olsaydı. Ayyuka çıkan söylentiler sonucu açıklama yapmak zorunda kalmasaydı. Bu olay bile YÖK tarafından sanki kamuoyunun arkasından iş çevrildiği izlenimi uyandırmaktadır.

Sözün özü, 2015 yılı ÖYP alımlarının yapılacağı son yıl olacaktır. Bundan sonrasında ise kişiler dışarıdan doktora yapabilirler ya da maaşlı olarak tam zamanlı doktora yapmak istiyorlarsa üniversitelerin "cari usül" alımları ile araştırma görevlisi olarak doktora yapabilirler. Muhtemelen Aralık 2015'te son ÖYP ile araştırma görevlisi alımı olacaktır.

Mevcut ÖYP'li Araştırma Görevlilerinin Akıbeti

YÖK, dün yaptığı duyuruda mevcut ÖYP'li araştırma görevlilerinin hak kaybı olmaksızın devam edeceklerini ve bu durumdan etkilenmeyeceklerini duyurdu. Yani bu konuda herhangi bir eklenen sıkıntı yok. Mevcut sıkıntılar ise hala devam etmekte.

Hekimler Olarak ÖYP Karnemiz

ÖYP programı başladığından beri hekimlerin ÖYP programına girişlerini takip eden bir hekim olarak hekimlerimizin ÖYP karnesini olumlu bulmuyorum. Başından beri birçok hekim ÖYP kadrolarına girdi, fakat bu sayı yeterli değil. Hekimlerimizin çoğu ÖYP programına baştan beri "TUS olmazsa" şeklinde baktılar. Maalesef birçok temel bilimler kadrosuna tıp harici kişilerin girmesine izin verdiler. 2016 yılı itibariyle ÖYP bitecek. Popülizmin etkisinde kalarak klinik branşların peşinde koşan, ama aslında temel bilimlerde mutlu olacak meslektaşlarımız artık ÖYP kadrolarına yerleşemeyecekler ve çok pişman olacaklar.

2012 yılındaki ÖYP yazımdan itibaren söylüyorum: ÖYP programı bir gün bitecek, tahminen 2015 civarında, diye. Çünkü bu araştırma görevlisi alımlarının aynı hızda devam etmeyeceği açıktı. Şu zamana kadar yerleşenler fırsatı değerlendirdiler, yerleşmeyenler ise çok pişman olacaklar maalesef ama geri dönüş olmayacak.

Sonuç

İyisiyle kötüsüyle bir dönem daha kapanıyor. Temel bilimlerde araştırma görevlisi olmak isteyenler 2016 yılından itibaren üniversitelerin ilanlarını takip edecekler. Şansları varsa kabul alacaklar.

Ülkemize ve hekimlerimize hayırlı olsun, hayırlısı olsun.

Kaynak:
- YÖK duyurusu (şu anda siteye ulaşılamıyor)
http://www.yok.gov.tr/documents/10279/0/Oyp_kaldirilma_karari_220915.pdf/55dcda8e-9f98-4a25-b9e5-f4ce81b21526
- Akademik personel sitesi (duyuruyu buradan okuyabilirsiniz)
http://www.akademikpersonel.org/anasayfa/yok-oyp-talep-yetersizliginden-sonlandirilmistir.html

1 Ağustos 2015 Cumartesi

Lisansüstü Eğitim Açısından "Özel Öğrencilik" Statüsü

Lisansüstü eğitim dendiği zaman yüksek lisans ve doktora eğitimleri akla gelmelidir. Lisans bölümünün üzerine kendi geliştirmek isteyenler yüksek lisans ve doktora yaparak lisansüstü dersler almakta ve sürecin sonunda yüksek lisans ve doktora derecesi almaktadır.

Lisansüstü eğitimde "özel öğrencilik" statüsü de bulunmaktadır. Malesef ki, birçok kişi bu imkanı bilmemekte, farkında olmamaktadır. Bu yazının amacı da "özel öğrenci" kavramının ne olduğunu, niçin yapıldığını açıklamak ve siz tıp doktorlarının bu imkanın farkında olmasını sağlamaktır.

"Özel öğrenci" statüsü, bir bölümde yüksek lisans ya da doktora öğrencisi olmadan o bölümün derslerini almaya imkan sağlayan bir statüdür. Her sene belirli zamanlarda (enstitülerin akademik takvimlerinden bakabilirsiniz) açılır. 

"Özel öğrenci" dendiğinde "torpilli öğrenci" olarak algılamayın. Sadece bölümün kayıtlı öğrencisi olmadan bölüm derslerini almaya yarayan bir statüdür.

Özel Öğrenci Olma Sebepleri ve Özel Öğrenciliğin Avantajları

Yüksek lisans ya da doktora öğrencisi olmadan lisansüstü dersleri "özel öğrenci" olarak almanın çeşitli sebepleri olabilir:

- Fizyoloji, biyokimya ya da ilginizi çeken bir bölümdeki dersi almak istiyorsunuz ama bir ders için doktoraya başlamak istemiyorsunuzdur. İşte o dersi "özel öğrenci" olarak alabilirsiniz.

Örnek: Diyelim ki, kardiyologsunuz ya da kardiyoloji asistanısınız. Fizyolojiden "Kardiyak Elektrofizyoloji" dersi hoşunuza gitti. Özel öğrenci olarak başvurup hoca kabul ediyorsa dersi alabilirsiniz. İlla ki, doktoraya başvurup kabul almanıza gerek yok.

- Temel bilimler ilginizi çekiyor ama temel bölümlerinden sadece bir bölüm değil, birçok bölümden ilginizin olduğu dersler var diyelim. Her bölümden ilginiz dahilindeki dersleri alabilir, kendi tarzınızı ortaya koyabilirsiniz.

Örnek: Diyelim ki ürolog ya da üroloji asistanısınız. Kendinizi alanınızın laboratuvar alanında yani temel bilimlerde geliştirmek istiyorsunuz. Diğer yandan üroloji ile bire bir kesişen bir doktora programı yok. Her bölüm ürogenital sistem ile alakalı kendi dersini veriyor. Mesela fizyoloji "ürogenital sistem fizyolojisi", farmakoloji "ürogenital sistem farmakolojisi", anatomi "ürogenital sistem anatomisi" derslerini açıyor. Siz de her bölüme gidip alanınızla alakalı dersleri alıp CV'nize ekleyebilirsiniz. Sonuçta doktora dereceniz olmayabilir ama CV'nizde derslerini ekler, temel bilimler tecrübenizi kanıtlarsınız.

- "Özel öğrencilik" kapsamında alınan dersler "doktoraya" başlandığında doktoraya saydırılabilir. Tabi her üniversitede bir zaman sınırı var. Çoğu üniversite 1,5 - 2 sene içerisinde özel öğrenci olarak alınan dersleri doktoraya başlamanız halinde sayarak transkriptinize ekliyor. Peki neden özel öğrenci olarak ders almışsınızdır? Mesela doktora başvuru dönemini kaçırmışsınızdır, zaman kaybetmemek için özel öğrenci olarak birkaç ders alır, gelecek alım döneminde öğrencilik için başvurabilirsiniz. Aldığınız dersleri de doktoraya saydırırsınız. Ya da doktora alımlarına başvurdunuz, ama kadro sayısı azdır. Kabul alamamış olabilirsiniz. Hocalar böyle bir durumda, sizi de istekli görürlerse, "bu dönem özel öğrenci olarak ders al, gelecek dönem seni doktoraya alalım" diyebilirler ya da siz de böyle bir teklifle gelebilirsiniz. Böylece özel öğrenci olarak ders alır, o dönem hocalara kendinizi gösterir ve sonraki dönem kabul almak için altyapı oluşturursunuz.

Örnek: Fizyoloji doktorasına kabul almak istiyorsunuz. Başvuru dönemini kaçırdınız ya da kadro yetersizliğinden dolayı o dönem kabul alamadınız. "Özel öğrenci" olarak birkaç ders alırsınız, gelecek doktora alımlarını takip eder, hocalarla arayı yapar, kabul alma ihtimalinizi arttırırsınız.

- Temel bilimler alanına ilginiz var ama hangi bölüme başvuracağınız noktasında kararsızsınız diyelim. "Özel öğrenci" olarak ders alıp kendinizi deneyebilir, bölümü sevip sevmediğinize karar verebilirsiniz. Doktora öğrenciliğine başvurmak uzun ve meşakkatli bir süreçtir. Böylece bu meşakkatli sürece başlayıp başlamayacağınıza daha iyi karar vermiş olursunuz.

Örnek: Tıp tarihi ve etik bölümüne karşı bir ilginiz var diyelim. Ama tam olarak karar veremediniz. Bölümün hocaları ile de konuşarak bölümden başlangıç düzeyinde birkaç ders alıp tıp tarihi ve etik bölümünün hocalarını, imkanlarını, derslerin işleniş şekillerini, bölümün olaylara yaklaşımını, ilginizi çekip çekmediğini anlarsınız. Böylece gelecek dönem doktoraya başvurup başvurmayacağınıza ayağınız yere basarak karar verirsiniz. Böylece hata yapma ve pişman olma ihtimaliniz çok azalır.

- Bir bölüme doktora öğrencisi olduğunuzda genelde o bölüm ve üniversiteden ders almak durumundasınızdır. Diğer yandan "özel öğrenci" olarak her üniversiteden ve her bölümden ders alabilir, kendi mozaiğinizi oluşturabilirsiniz.

Örnek: İstanbul'da yaşıyorsunuz ve "ileri nörolojik bilimler" ile çok ilgilisiniz. Özel öğrenci olarak İstanbul Ünivertesi, Marmara Üniversitesi, hatta Boğaziçi, İTÜ gibi birçok üniversiteden çok geniş kapsamda ders alabilirsiniz. Tabiri caizse her çiçekten bal alabilirsiniz. Aslında doktora öğrencisi olarak da bunları yapabilirsiniz ama yaptığınız doktora zamanınızın çoğunu alacağı için bunlar fırsat bırakmayabilir.

- "Özel öğrenci" kapsamında alınan dersler her üniversitenin belirlediği bir süre içerisinde doktoraya başlanması halinde doktoraya saydırılabilir. Bu süre üniversiteden üniversiteye göre 1 ile 3 yıl arasında değişebilmektedir. Daha uzun da olabilir. Bu süreyi muhatap olduğunuz öğrenci işlerinden öğrenebilirsiniz.

- Her üniversitenin doktoraya kabul için ALES ve yabancı dil kuralı vardır. Oysa özel öğrenci olarak doktora derslerini almak için ALES ya da yabancı dil puanınızın olmasına gerek yoktur. Eğer bu puanlardan ötürü doktoraya kabul alamıyorsanız, en azından özel öğrenci olarak ders alabilirsiniz. Belki de özel öğrenci olarak ders aldığınız sürede bu sınavları verip doktoraya kabul alıp, derslerinizi saydırabilirsiniz.

Özel Öğrenci Olmanın Dezavantajları

Her şeyin avantajları olduğu gibi dezavantajları da vardır. Özel öğrenci olmanın da bazı dezavantajları var:

- Özel öğrenci olarak ders alındığında her ders için alınan kredi başına para ödenmektedir. Son düzenlemelerden sonra doktora öğrenciliğinin harcı kaldırılmıştı. Yani doktora yapmak ücretsizdir. Fakar özel öğrencilik için kredi başına para ödenir. Tabi bunun bazı istisnaları vardır: Eğer ders alacağınız üniversitenin öğretim üyesi ya da asistanı, yani personeli iseniz her üniversitenin belli bir sınıra kadar bedava olarak özel öğrencilik kapsamında ders alabilirsiniz.

Örnek: Diyelim ki, bir üniversite hastanesinde nöroloji bölümünde asistansınız. Kendinizi "Nörofizyoloji" alanında geliştirmek istiyor, bu kapsamda da fizyolojiden ders almak istiyorsunuz. Fizyoloji bölümüne giderek ücretsiz olarak (tabi üniversite kuralları ne kadarına izin veriyorsa) ilgilendiğiniz dersleri alabilirsiniz.

- Yüksek lisans ya da doktora yaptığınızda elinizde bir belge, sertifika olur. Diğer yandan "özel öğrenci" olarak aldığınız dersleri sadece CV'nize ekleyebilirsiniz. "Özel öğrenci" olarak yüzlerce ders dahi alsanız doktora mezunu olarak PhD olamazsınız. Doktora mezunu yani PhD olabilmek için kayıtlı doktora öğrencisi olmanız, zorunlu dersleri alıp kredinizi doldurmanız ve doktora tezi yazmanız gerekmektedir.

 

- Doktora öğrencisi olmak askerliği ertelemektedir. Diğer yandan "özel öğrenci" olarak aldığınız dersler askerliğinizi ertelemeyecektir. Askerlik ertelenmesi için doktora öğrencisi olmanız gerekmektedir.

Sonuç

Lisansüstü eğitim açısından "özel öğrenci" imkanının bilinmesi gerekmektedir. Avantajlarını ve dezavantajlarını göz önüne alarak bu imkandan faydalanılabilir.

Herkese verimli bir akademik hayat dileğiyle...

9 Temmuz 2015 Perşembe

MD PhD Amerika

Uzun yıllardır, yaklaşık olarak 4 yıldır, bu blogda ülkemizde tıp doktorları için temel bilimler ve doktora programlarını, ve konuyla ilgili başka hususları yazmaya çalışıyoruz.

Zaman içerisinde gerek sizlerden gelen talepler, gerek Amerika'da doktora imkanlarının olması ve cazipliği bizi Amerika'da tıpta doktora imkanlarını incelemeye ve sizleri bilgilendirme ihtiyacına itti.

Bu amaçla MD PhD Amerika blogunu kurduk. Bloga bu sayfadan ulaşabilirsiniz:
http://mdphdamerika.blogspot.com.tr/

Amacımız zaman içerisinde MD PhD Türkiye'de olduğu gibi, Amerika'da tıp doktorları için PhD imkanlarını inceleyerek, konu ile alakalı noktaları etraflıca incelemek olacaktır. Gelecek günlerde blogda paylaşıma başlayacağız.

Umarım tıp doktorlarımızın yurt dışında PhD yapmalarına imkan sağlayacak ve uzun vadede ülkemizin temel bilimlerdeki akademik ve bilimsel kapasitesini geliştirmeye yardımcı olacaktır. Umarız ki, artık insanlarımız kabuğunu kıracak ve evrensel olma yolunda adımlar atacaklardır.

Şimdiden hayırlı olmasını diliyorum.

Umarız, zaman içerisinde güzel adımların arkası kesilmez.

İyi günler.

30 Haziran 2015 Salı

Temel Tıp Bilimleri İçin Alan Sınavı

YÖK'ün yaptığı bir yönetmelik değişikliği ile ÖYP alımlarından önce alan sınavı yapılması kararı birkaç ay önce yürürlüğe girdi. Merak edilen konu ise alan sınavının hangi bölüm mezunlarına, ne zaman ve kim tarafından yapılacağı idi. Ayrıntılar YÖK'ün duyurusu ile belli oldu.

ÖYP'nin önümüzdeki dönem alımları için alan sınavı sadece tıpta Temel Tıp Bilimleri ve ilahiyat bölümünde Temel İslam Bilimleri alanında başvuracak adaylar için yapılacak. Alan sınavına girmek için başvuru yapılması gereken son tarih 1 Temmuz saat 18.00. Başvurularınızı  https://yoksis.yok.gov.tr/OYPUYG  adresinden yapabilirsiniz.

YÖK alan sınavının özelliklerine ilişkin bazı bilgiler yayınladı. Buna göre alan sınavı yönetmelikte
"yürütme kurulunca belirlenen alanlarda yapılan, adayların ilgili bilim alanında bilgi, yetkinlik ve ifade gücünü ölçen, sonucu açıklandığı tarihten itibaren iki yıl geçerli olan ve aynı alanda öyp araştırma görevlisi kadrolarına başvurularda kullanılacak yazılı ve/veya sözlü sınavı ifade eder.” hükmü bulunmaktadır. Söz konusu hüküm uyarınca, alan sınavının Temel Tıp Bilimleri Bölümü ile Temel İslam Bilimleri bölümlerinde yapılması kararlaştırılmıştır. Temel Tıp Bilimleri için 120, Temel İslam Bilimleri için 120 adet kadro belirlenmiştir.

Diğer alanlara ilişkin yapılacak alan sınav tarihleri daha sonra duyurulacaktır.

Alan sınavı başvuru şartları

Alan sınavına başvuran adaylar arasından, ÖYP puanı en yüksek puandan başlanarak ilan edilen
kadro sayısının dört katına kadar aday çağırılacak olup; son sıradaki aday ile eşit puanı olan
diğer adaylarda sınava kabul edilecektir.

Adayların alan sınavına başvurusu için hesaplanacak olan ÖYP puanının hesaplamasında lisans
not ortalamasının %35’i, Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitim Giriş Sınavı (ALES)
puanının %50’si ve varsa yabancı dil sınavının %15’i dikkate alınır.

Başvuru yapılabilmesi için adayların, 31.07.2008 tarihli Resmi gazetede yayımlanan "Öğretim
Üyesi Dışındaki Öğretim Elemanı Kadrolarına Naklen veya Açıktan Yapılacak Atamalarda
Uygulanacak Merkezi sınav İle Giriş Sınavlarına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında
Yönetmelik"te belirtilen şartları sağlıyor olması gerekmektedir.

Temel Tıp Bilimleri alanından sınava girecek olan adayların;

- Anatomi ve Fizyoloji Anabilim Dalları için Tıp Fakültesi mezunu (Tıp Doktoru)
olmaları,
- Diğer anabilim dalları için ise Tıp Fakültesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Eczacılık
Fakültesi, Veteriner Fakültesi, Kimya Bölümü, Biyokimya Bölümü, Biyoloji Bölümü
veya Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü lisans mezunu olmaları gerekmektedir

Başvuru sonuçları

Başvuru sonuçları 02/07/2015 tarihinde sadece www.yok.gov.tr adresinden ilan edilecek olup
ayrıca adaylara posta yoluyla tebliğ edilmeyecektir. 

Sınav Şekli Tarihi ve Yeri

Alan sınavı önce klasik usulde yazılı, ardından sözlü olmak üzere iki aşamalı olarak Ankara’da
yapılacaktır.

Alan sınavının yazılı bölümü 07/07/2015 tarihinde Ankara Üniversitesinde, Temel Tıp
Bilimleri alanı için sabah saat 10:00’da ve Temel İslam Bilimleri alanı için öğleden sonra saat
14:00’da gerçekleştirilecektir.

Yazılı sınav, ilgili bilim alanına ilişkin temel konuları içerecektir.

Alan sınavının sözlü bölümü 8-9-10/07/2015 tarihlerinde yine Ankara Üniversitesinde
yapılacaktır.

Değerlendirme

Alan sınavı puanı, adayın yazılı sınav puanının %50’si ile adayın sözlü sınav puanının %50’si
dikkate alınarak hesaplanacaktır. 

Diğer hususlar

Alan sınavı puanı adaylar için puanların ilan edilmesi tarihinden itibaren iki (2) yıl geçerli
olacaktır.

Adaylar hem yazılı he sözlü sınava girerken nüfus cüzdanı ve sınav giriş belgesini ibraz etme
zorundadırlar.

Adaylar yazılı sınav için yanlarında kalem ve silgi bulundurmalıdırlar.

Sınav binalarına cep telefonu ile girmek yasaktır.

Sonuç

ÖYP için sürekli söylenen, dedikoduları dolaşan alan sınavı, halk arasındaki adı ile mülakat sonunda geldi. Eskiden kişisel faktörlere yani mülakata gerek kalmadan bileğimizin hakkı ile, ALES puanlarımızla, diploma notumuzla ve dil puanımızla ÖYP kadrolarına girerken artık bundan sonrasında mertlik bozulabilir. İlk uygulama sonrası işlerin nasıl işlediğini göreceğiz.

ÖYP'ye, akademiye, temel bilimlere gönül vermiş hekim arkadaşlarıma kolaylıklar diliyorum. Moral bozmaya gerek yok. Biz tıp fakültesinde onlarca sözlüye girdik. Alan sınavına da girer elimizden geldiğince iyi bir not almaya bakarız.

Herkese süreçte başarılar dilerim.

Duyuru ve belgelere ulaşmak için:
http://www.yok.gov.tr/web/guest/duyurular
http://www.yok.gov.tr/documents/10279/16066069/alan_sinav_duyurusu.pdf/430b4146-a177-4228-b94d-05691def85c7
http://www.yok.gov.tr/documents/10279/16066069/genel_sartlar.pdf/15691480-a65d-4fc3-a8d1-baf97ab7fd71